“Ben ise sadece kitaplarla başbaşa kalacağım, gezintiler yapacağım, hayaller kuracağım, rahatsız edilmeden uzun uzun uyuyacağım bir dinlenceyi yaşamak istiyordum.”
Ama bu dünyada hiç bir şey ebedi değildi. Mutluluk ikinci dakika ilk anki etkisini yitirir ve üçüncüde daha da fazla; sonunda eski halimize geri döneriz; suya atılan çakıl taşının su yüzeyinde bıraktığı izin yavaş yavaş yitip gitmesi gibi.
Daha önce bir araya getirilmemiş iki şeyi bir araya getirirsiniz. Ve dünya değişir. İnsanlar bunu o zamanlar fark etmeyebilirler ama bu önemli değildir. Dünya yine de değişmiştir. (s. 7)
Daha önce bir araya getirilmemiş iki şeyi bir araya getirirsiniz; bu bazen yürür, bazen de yürümez. (s. 27)
Daha önce bir araya gelmemiş iki insanı bir araya getirirsiniz ve dünya bazen değişir, bazen de değişmez. (s. 28)
Daha önce bir araya getirilmemiş iki kişiyi bir araya getirirsiniz. Bu bazen, ateşle çalışan bir balona, hidrojenle çalışan bir balonu bağlamanın şu ilk denemesinde olduğu gibi bir şeydir: Yere çakılıp yanmayı mı yeğlersiniz yoksa yanıp yere çakılmayı mı? Ama bazen de deneme başarılı olur ve yeni bir şey yaratılır, dünya değişir. (s. 55)
İngilizce hiç bir karşılığı olmayan Almanca bir sözcük var; Sehnsucht, “bir şeyleri özlemek” manasına geliyor. Romantik ve mistik yan anlamlar taşıyor. C. S. Lewis onu, "insan kalbinde ne olduğunu bilmediğimiz şeylere avutulmaz bir özlem duyma” olarak tanımladı.
“Madam Sarah, biz hepimiz de tamlığa ulaşmış olmaktan uzağız. Ben de sizin kadar tamlıktan uzağım. Bir başkasını aramamızın sebebi de bu. Tamamlanmak için."