Düne geri dönemem, çünkü o zaman farklı bir insandım.
İmkansıza ulaşmanın tek yolu, onun mümkün olduğuna inanmaktır.
Bugün düşündüğün şeye yarın dönüşürsün.
Her zaman yeni fikirler çıkıyor ortaya. Hiçbir konu tekrarlanmıyor, hiçbir beste iki kez yapılmıyor . . . İnsan kadar karmaşık,
insan kadar değerli hiçbir şey yok, evlat. Ama yine de ucuz bir süs eşyası gibi muamele görüyoruz
Zamandan kaçıp hiçbir yere saklanamayız. Krallardan, imparatorlardan saklanabiliriz, hatta belki Tanrı'dan bile. Ama zamandan saklanmamız imkansız. Zaman her yerde
görür bizi. Çünkü etrafımızda ne var ne yoksa,
hepsi bu dur durak bilmeyen unsura bulanmıştır.
Zaman geçmez, Hans-Thomas, saat gibi tıkırdamaz da. Geçip giden biziz, tıkırdayan da bizim saatlerimiz. Zaman, güneşin doğudan doğup batıdan batışındaki gibi bir kesinlikle kendini tarihin içinde sessizce ve hiç acımadan yiyip bitirir. Uygarlıkları yıkar, eski anıtları kemirir ve insan soylarını birbiri ardınca yutar durmadan. O yüzden zamanın dişlerinden söz eder dururuz. Çünkü zaman
çiğnerde çiğner ve dişlerinin arasındakiler
biziz, başkası değil.
Burada, şu meydanda dünya tarihi yazıldı; olaylar kazındı insanların belleğine ve sonra siliniverdi yine. Yeryüzündeki yaşam, kaynayan bir cadı kazanı gibi hareketli.Ve
bir gün bizim de kalıbımızı çıkaracaklar, bizden öncekiler için kullanılmış aynı kırılgan malzemeden. Öncekilerin arasından esen aynı rüzgar, bizim için de esiyor, taşıyor bizi; o rüzgar biziz zaten ve sonra bizi de öylece bırakıveriyor düşmeye.Bir büyüyle gelip bir büyüyle gidiyoruz . Yerimizi almaya hazırlanan bir şey var hep. Çünkü ayağımızı bastığımız yer sağlam değil . Kum bile değil bastığımız yer. Biz kendimiz kumuz.