Bizler birer küçük noktasıyız evrenin. Nasıl ki noktalar bir cümleyi bitirip yenisini başlatmak için varlar, biz de bir şeyleri bitirip yenilerini başlatmak için varız bu dünyada. Her birimiz birer noktayız bu dünyada. Geldik, başladık ve bitiyoruz işte...
Bir gün iç çekerek anlatacağım bunu, asırlar sonra bir yerde, diyeceğim ki :
Bir ormandaydım ve yol ikiye ayrıldı ve ben, daha az geçilmişinden gitmeyi seçtim. Bütün farkı yaratan da bu oldu işte.
_Robert Frost
Düşünebiliyor musunuz? Biri, ölmek üzere olan bir insanın imdat çığlıklarını duyuyor ve televizyonunu rahatça izleyebilmek için kapıyı kapatıyor. Tanrım, bu dünya ne hale geldi böyle?
Hiçbir hikâye mutlu sonla bitmez. Richard Gere isterse merdiveni bin kez tırmanıp Pretty Woman' ını öpmüş olsun, her şey yanılsamadır.
Çünkü biz istediğimiz kadar umutlanalım, istediğimiz kadar özlemle bekleyelim, filmin sonundaki öpüşme yine de yalandır. Aslında bu sahne, " son " gibi gösterilmiş bir başlangıçtır. Önemli olan ondan sonra ne geleceğidir.
Buna karşın bize çocukluğumuzda anlatılan masallar çok daha samimiydi. Her masalın sonundaki cümleyi hiç düşündün mü?
Ve sonsuza dek mutlu yaşadılar.
Bu cümlenin içinde kaçınılmaz bir gerçek gizlidir. Çünkü en sonunda kayıp vardır. En acımasız yanı da şudur : öncesinde ne kadar mutlu olduysan, kaybettiğinde o ölçüde canın yanar.