Dedem dedi ki;
Altı yaşındayken oğlum
Dönme Dolaba binmeyi hayal ediyorum
Yukarda uzaktan görmek için
Evimizi.. bahçemizi
Beslediği kedileriyle derviş komşumuzu
Ve çamaşır ipine asılı beyaz okul gömleğimi
Ama babam on yaşıma kadar hayalimi ertelemeyi emrediyordu.
Çünkü -dediğine göre- başımın dönmesinden korkuyordu
Dolabın tepesindeyken.
On yaşındayken
Bayram geldi uzun sürecek bir savaşla birlikte
Düşmanın uçakları Dolaba binmeme engel oldu
Ayrıca babamdan izin alamadım
Çünkü -spikerin dediğine göre- Cephelerden birinde okul gömleğimi savunyordu
Babam savaştan dönmediği için.. hiç..
Yirmi yaşıma kadar dolabı izledim
Ama binmedim.
Yirmi yaşındayken
Dönme dolaba binmeye hazırlanırken
Bıyıklarımla taburda sıramı beklerken
Yaşlı bir polis kulağıma fısıldadı:
-Ayıp.. Bu dolap çocuklar için. Yaşından utan-
Utancımdan ölüyordum
Ağlayarak oradan uzaklaştım
Teslim Bayrağı gibi sallanan beyaz gömleğimle..
Kırk yaşındayken oğlum
Dönme dolabı unutmaya başladım
Yanıtı basit aslında: Düzenini bozan, karşılaşmadığı-karşılaşmak istemediği, uzak durmaya çalıştığı, ötekileştirdiği, hatta dışladığı, bastırdığı şeyleri ortaya çıkarabilecek, hatalarını deşifre edecek, çıkarları doğrultusunda konumunu korumak için savunduğu abuk subukları alaşağı etmeye yeltenen ne varsa, toptan hepsinden korkar insan.
İzleyici olarak girdiğin mahkeme salonundan sanık sıfatıyla ceza alarak çıkıyorsan ya adalet sistemi değişmiştir ya da hiç sevmediğin birinin yanında uyuduğun için kabus görüyorsundur; bu noktada yapılabilecek iki şey vardır: birincisi, adaletin tanıkla suçlu arasında fark gözetmediğini kabullenmek — ikincisi, uyanır uyanmaz ilk iş olarak, yataktan bile kalkmadan cinayet işlemek.