Küçükken Jaime'yle birbirimize o kadar çok benzerdik ki babam bile bizi ayırt edemezdi. Bazen şaka olsun diye birbirimizin kıyafetlerini giyer, bütün günü birimiz öbürümüzmüş gibi davranarak geçirirdik. Buna rağmen, Jaime'ye ilk kılıcı verildiği gün benim için bir kılıç getirilmemişti. 'Ben ne alacağım?' diye sorduğumu hatırlıyorum. Biz aynıydık ve ikimize neden o kadar farklı davranıldığını asla anlayamadım. Jaime kılıçla, mızrakla ve gürzle dövüşmeyi öğrenirken; bana gülümsemek, şarkı söylemek, memnun etmek öğretildi. O, Casterly Kaya'sının vârisi olmak için doğmuştu ve ben bir yabancıya satılmak için, bir at gibi. Yeni sahibim ne zaman isterse üstüme çıkacaktı ve zamanı gelince daha genç bir kısrak yavrusu için beni bir kenara atacaktı. Jaime'nin kaderinde güç ve zafer vardı, benimkinde doğum ve kan.
Seni küçük aptal. Bir kadının tek silahı gözyaşları değildir. Bacaklarının arasında bir silahın daha var ve onu kullanmayı öğrensen iyi edersin. Erkeklerin, kılıçlarını yeterince özgürce kullandığını göreceksin. Her iki kılıcı da.