“Dışarısı çirkinleştikçe, bir kaplumbağa gibi kapanmıştım sert kabuklu kendime. Ağırdı kendim, ezilmiştim. Ne kimseyi içeri almış, ne de dışarı çıkabilmiştim. Mahpus kalmıştım adına emniyet dediğim o müemmen sürgüne. Kendi kendime. Dünyaya karşı uyuşmuştum böyle böyle.”
“Ne var ki hasretle beklenen insanlara daha çabuk kavuşulmadığı gibi, aceleyle koşulan yerlere de daha hızlı varılamıyor bazen. Sabırsızlandığında, insanın ayağı en çok kendi telaşına takılıyor.”
“Zaman geçirmek için mi tanışıyoruz, yoksa tanışmak için mi zaman geçiriyoruz? İki insan neden tanışmak ister? Birbirinden nefret etmek için mi? Kim sahiden tanıdığı birine sempati besleyebilir ki? Yakınlaşmak için ve uzaklaşmak pahasına tanışıyorduk işte. Sonunda ölmek için yaşayan herkes gibi.”
“Hafıza nam kör kuyu, uğradığı her durakta uzun molalar veren, pek yavaş bir vasıta. Zamanda seyahat gibi fevkalade özellikleri var, ama öyle her canı isteyeni canının istediği her here götürmüyor. Münasip gördüğü bir yere tükürür gibi atıveriyor daha ziyade.”