Mavi Şapkalı Kedi

Mavi Şapkalı Kedi
@Lily_Blue
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Gerçek bir bilge içinden öyle bir tavır benimser ki, dışarıdaki olayların üzerindeki etkisi kesin olarak en aza iner. Bunun için olaylara kıyasla ona daha yakın duran gerçeklikleri üzerine kuşanarak zırhlanması gerekir, aynı gerçeklikler, olayları daha ona ulaşmadan süzüp kendileriyle uyumlu hale getirirler.
Sayfa 146 - Can Yayınları
Alıntı
Yoksa bile, nerede Tanrı? Dua edip ağlamak, işlemediğim suçlara tövbe etmek, bir anneninkinin yerini tutmasa da, bağışlanmanın bir okşayışa benzeyen tadını duymak istiyorum. Herhangi bir ocağın başında, insanın sokulup ağlayacağı bir göğüs, ama sonsuz, şekilsiz, bir yaz gecesi kadar sınırsız bir boşluk çizen, aynı zamanda da yakıncacık, sıcacık, kadınsı bir göğüs… Düşünülemeyecek şeyler için, tam bilmediğim başarısızlıklar için, var olmayan şeylere duyduğum sevgiler için ağlayabilsem orada ve bilmem hangi geleceği düşünerek, korkudan tir tir titreyebilsem… Yeni bir çocukluk çağı, yeniden yaşlı bir dadı olsa, yatakta dikkatim giderek dağılarak, bir çocuğun buğday sarısı saçlarına süzülen tehlikelerde dolu, huzur verici masallar dinleyerek uyusam tekrar… Hepsi çok büyük, alabildiğine sonsuz, kesin ve Tanrı’nın benzersiz heybetinde, varlıkların nihai gerçekliğinin hüzünlü, yarı uykulu derinliğinde [ … ] Bir göğüs, bir beşik ya da boynumu saran ılık bir kol… Usulca şarkı söyleyen bir ses - beni ağlatmak istercesine… Şöminede yanan ateşin çıtırtısı… Kışın bağrındaki o sıcaklık… Bilincimin ılık, başıboş akışı… Sonra, sessizce, uçsuz bucaksız bir boşlukta, yıldızların arasında süzülen ay misali bir uyku… Hilelerimi bir kenara koyup oyuncaklarımı da -sözcükler, imgeler ya da cümleler- sevgiyle, neredeyse tek tek öperek bir köşeye kaldırdıktan sonra, kocaman bir odada kaybolmuş, küçücük, savunmasız, yapayalnız kalmış hissediyorum kendimi, hüzün çöküyor içime, alabildiğine derin bir hüzün. Asıl meseleye dönecek olursak, oyunumu oynamadığım zaman ben kimim? Duyular sokağına bırakılmış Gerçeklik’in rüzgârlı köşelerinde dişleri soğuktan birbirine vuran, Hüzün’ün basamakları üzerinde uyumaya, ekmeğini Düşlem’den dilenmeye mecbur, zavallı bir yetim. Babama gelince, adından
Sayfa 132 - Can Yayınları
Alıntı
Metafiziği oldum olası, gizli deliliğimizin bir uzantısı olarak görmüşümdür. Gerçeği bilseydik zaten görürdük, kalanı da birtakım sistemlerden ve dolgu malzemesinden başka şey değil. Şöyle bir düşünecek olursak, evrenin anlaşılmazlığını tespit etmiş olmak bize yetmeli; onu kavramaya çalışmak bir insandan daha azı olmak demektir, çünkü insan olmak, zaten evrenin anlaşılamayacağını bilmek anlamına gelir. İnancı, hiçbir yerden düşmemiş bir tepsinin içinde, sıkıca bağlı bir paket gibi veriyorlar. Paketi almam isteniyor, ama açmaksızın. Bilim, bomboş bir kitabın sayfalarını açmam için tabak içinde uzattıkları bir bıçak. Kuşkuyu bir kutunun dibindeki toz gibi uzatıyorlar; iyi ama, içinde tozdan başka bir şey yoksa o kutuyu neden önüme sürüyorlar ki?
Sayfa 131 - Can Yayınları
Alıntı
Kendime yetmek istemem ne büyük bir tutarsızlık! Farazi duyuların yarattığı bilinç ne kadar da alaycı! Ruh duyularla, düşünceler havayla ve ırmakla ne biçim iç içe geçmiş! Koku alma duyumda ve bilincimde hayat canımı yakıyor, bütün bunları söylerken tek derdim bunu anlatmak - Eyüp’ün kitabındaki şu çok yalın, çok engin cümleye dilim dönmediğinden: “Ruhum hayatımdan yoruldu!”
Sayfa 122 - Can Yayınları