Süper İyi Günler’i birkaç arkadaşımla birlikte okuyup konuştuk. Yıllar sonra ikinci kez okumuş oldum.
Kitap hakkındaki bazı notlarım şöyle:
• Sosyal iletişim, bağımsızlık mücadelesi, kayıplarla mücadele, düzene karşı kaos, gerçeğe karşı yalanlar, duygulara karşı mantık, güvenliğe karşı özgürlük, büyümenin engebeli yolları, öznellik gibi temalara sahip. Bunları güçlendirmek için birbirine karşıt karakterler kullanılmış.
• Akıcı bir postmodern kurgu okuması olarak görülebilir. Yapısal olarak üstkurmaca, doğrusal olmayan anlatım, parçalılık, metinlerarasılık, türler arası geçiş gibi teknikler kullanılmış. Öznel gerçekliğe vurgu, geleneksel yapılara meydan okuma, biçim oyunları (çizimler, haritalar vs.) gibi unsurlar da kitabı bu açıdan güçlendirmiş. Romanın yapısı anlatıcının dünyaya bakışına da ayna tutuyor.
• Açıkça ifade edilmese de anlatıcı otizm spektrumu içerisinde (hassas bir konu olduğundan etiketlemeyi ve eleştiriyi önlemek için kitaplarda/filmlerde çoğu zaman böyle durumlar açıklanmıyor.) Bu da bizi alışılmışın dışında bir bakış açısıyla baş başa bırakıyor. Christopher duyguları ve sosyal ipuçlarını okumakta zorlanır ve bakış açısı normlara ve “nesnel gerçekliğe” meydan okur. Bu konudaki farkı toplumun beklentileri ve gerçekliğin algı süzgecinden geçişi konusunda sorgulamaya gitmemize yol açar. Hikâye aynı zamanda toplumun nörotipik olmayan bireylere olan tutumunu da eleştirir.
• Kitap aynı zamanda yeni nesil bir bildungsroman olarak da okunabilir. Kişisel dönüşüm, bir yolculukla birlikte konfor alanından çıkış ve bağımsızlığın artışı, otoriteyi sorgulama, güven algısında değişim, talihsizliklerle sınanma, toplumla çatışan/uyumsuz ve dinamik ana karakter, iyi bir öğretmenin varlığı, yapı olarak üçe bölünmüş bir metin bu kitapta olduğu gibi bildungsromanlarda