Nerden başlanır bilemedim..
Kitap bitti ama elim hemen gitmedi birşeyler yazmaya.
Hala Şam'daki o Türk gelininde aklım ..
Sinan Akyüz'ün diğer kaleme aldığı hikayeler gibi bu da insanın içinde adını bilmediği bir yeri acıtıyor..
Belki de hepimizin ortak noktası olan biryer.
Bir kadının gerçekten bunları yaşamış olmasına mı yoksa aslında Piruze gibi nice kadının hala yaşıyor olmasına mı yanmalı insanın yüreği..
Aslında bakıldığında dağları bile aşan şeyler bir insanın yüreğinde nasıl da yapışıp kalıyor..
Çaresizce.. ve çoğu zaman sessizce hüküm sürüyor.
Yıllar önce tek başına bu kadar şeyle başa çıkmaya çalışan, hüznü,kederi ,aşağılanmayı ve de aldatılmayı hem de defalarca aldatılmayı ilk görüp aşık olduğu adama olan sadakatinin karşılığında mı yaşamıştı ?
Aslında ayrım yapılmaksızın hak edilmeyen şeyler gel gör ki ötelerden gelen bir anlayışın parçaladığı ve bunun bedelini de çoğu zaman değil her zaman kadının ödediği bir yaşam halini almış..
Alışılmaması , reddedilmesi gereken yere bunu kadının üzerinde bir egemenlik bir hâkimiyet olarak sürdürmeyi maharet görmüşler.
Çok şey söylenir de...
.
.
Kitapta Piruzenin gençliğinden,verdiği kararlardan ve onu bekleyen keder dolu uzun bir yaşamı anlatıyor.
Yıllar sonra da bir kız aracılığıyla oğullarına ulaşıyor.
Oldukça akıcı ve sade bir dille yazılmış, okurken zaten akıp gidiyor.
Kitabın ikincisi de var ve umarım orda bir nebze de olsa iyisindir Piruzem..
Sen orda yaşarken kitabı okuyarak yaşadıklarına şahitlik eden birçok kişi de senle birlikte ağlamıştır eminim..
İkincisini okumadan biraz sindirmek lazım sanırım ilkini..
.
.
Yüreğini görmeyen, seni anlamayan insan görünüşünü beğensen nolur ki ?
Keyifli okumalar..