Çevre eğitiminin birçok ülkede nasıl aktarıldığını kendi ülkemize bunu nasıl uyarlayacağımızı daha net bir şekilde anlamamı sağladı. Yazarın yaklaşımını kendime çok yakın buluyorum. Doğayı bir bütün olarak kabul ediyor; yani orman, deniz, insan ve diğer canlıların hepsi eşit derecede önemli. Ağaçlar, bitkiler, hayvanlar, böcekler vs insana amade varlıklar değil, insan da diğer her şey gibi doğanın bir parçası. Her çocuğun kendisini en iyi şekilde eğitebileceğini, doğanın, ormanın, sahilin, kısacası sınıf dışının en iyi öğretmen olduğunu, yapılandırılmamış serbest oyunlarda uygun öğrenim sağlanabileceğini, neredeyse her türlü hava şartında dışarıda oynanabileceğini, eğitimcinin görevinin çocuğa rehberlik olduğunu söylüyor. Söylediği her şeye katılıyorum. Yalnız, doğada eğitim denilince akla, sınıfta yapılacak etkinliklerin sınıf yerine dışarıda yapıldığı geliyor. Bu eğitim böyle değil. Her ne kadar nadiren eğitimci tarafından etkinlik önerilse de... Bu eğitimin temelinde serbest oyun ile öğrenme var. Yani eğitimciler çocukların oyunlarına çok gerekli görürlerse veya çocuklar tarafından oyuna katılmaları istenirse dahil oluyorlar. Kendi içerisinde farklı bir sistemi var aslında. Eğitimde öncü olan Finlandiya'da çocukların doğayla iç içe yaşayışları ve bu anlayışın ülkemizde nasıl yaygınlaşabileceğini irdeliyor. Doğada yapılandırılmamış oyunların, çocuklar üzerindeki bilişsel, psikomotor, duyuşsal... gelişimlerine olan katkısı bilimsel verilerle ispatlanıyor. Doğada vakit geçirmenin, hangi yaş grubunda olursanız olun bir temel ihtiyaç olduğunun altını defalarca çiziyor. Bir anne olarak kitaba puanım on üzerinden on olur. Kitapta anlatılanlar okulöncesi öğretmenlerinin fazlasıyla uygulayabileceği bir sistemken maalesef öğrenci gruplarının yaşları büyüdükçe bu sistem
Kitap akiciydi okuması keyifli bir kitaptı. Bazı cümleleri gerçekten çok güzeldi. Konusu iskeleti güzel fakat bazen klişelesmeler vardı ve bu biraz kitabı basitleştirmiş(haddim olmayarak:)
Kitap en başta merak uyandırıcı ama ortalarına doğru çok sıradanlaştı. Kitap artık ikinci okuduğum zaman buldukça devam ettiğim uzun soluklu bir Kitap oldu. Güzeldi fakat abartıldığı kadar edebi dili bana geçmedi. Belki de iyi yazarlardan sonra yeni yazar olanları okumak o kitaba karşı olan hislerimizi etkiliyor.
Ah Dibs...
Ne çok şey öğrettin okurlara. Özetine gelecek olursak yüksek zekalı bir çocuğun aile tarafından istenilmemesi ve bunu daha anne karnından itibaren bilmesi. Dibs ailesinde olmayan iletişimden ötürü dışarıdaki insanlarlada iletişim kuramıyor. Saldırgan davranışlar sergileyen Dibs ogretmenlerinin teşvikiyle yazarımız la tanışıyor. Ailesi izin veriyor ama burada en acı olanı Dibse zihinsel engel teşhisi konulabilmesi için. Oyun terapisi sayesinde düğümler çözülüyor ve Dibs bütün çocuklar gibi mutlu ve sosyal bir çocuk olabiliyor. Çocukların her şeyi hissettiği ve buna karşılık gardını aldığını çok iyi anlatan bir kitap. Her okul öncesi öğretmenlerinin ve adaylarının olası gereken kitaplardan biri.
İskender Pala'nın diline öyle alıştım ki diğer kitapları için sabırsızlanıyorum. Yunus Emre'yi az buçuk şiirlerinden ilahileriden biliriz dinleriz. Gelgelelim hayat hikayesini okuduğumda beklediğimden çok farklıydı. Hep bir medrese eğitimi almış ve ömrü buralarda geçmiştir diye düşünürdüm. Aslında öyle zorlu bir yolculukmuş ki Yunus Emre yolcu bizler ise onu adım adım yanında izleyenler gibiydik kitapta. Her kitap insana dokunur ama bir şeyleri değiştirmek zordur. Bu kitap artık benimde sergilemem gereken davranışları ve ince hareketleri sergilerken sadece kendim bilsem yeteri çok güzel aşıladı. Önyargılı davranmadan kişilerin fikirlerini kendi nefsime göre kurgulayıp hareket etmemem gerektiğini büyük bir cömertlikle aşıladı. Yunus Emre'nin bizlerden esirgemediği şiirlerini yazarımızın da yazılarını bizden esirgemedigi için sonsuz şükranlarımı sunarım.