Mahalle yanarken oturup birbirimizi seviyoruz. Hazır değiliz dramatik bir sona. Öyle bir iç içe geçiş ki kalbim çiçek olsa toprak derdi buna...
Yabana atılmaz bir melek kokusu, cennetten ciğerime düşüyor. Burnumu yaklaştırıyorum boynuna. Bebek görse anne derdi buna...
Ben ruhumu yitirmiştim. O kendininkini aşağıdaki koltukta bırakmış. Kapıdan giriyoruz. Son gecemiz başlıyor. Umut olsa karanlık derdi buna...
Onun da işi benim kadar zor biliyorum. Basıp gidiyor. Bir devri kapatır gibi kapatıyorum kapıyı. Arkamı dönüyorum,duvarda gözleri. Büyüdükçe büyüyor. Bir kere daha gidemiyoruz hayatın suyuna. Öyle bir özleme bulaşıyor ki canım, mahpus olsa gökyüzü derdi buna...
Biliyorum, bir sokakta karşılaşacağız, tek başımıza yürürken, gidip bir yerlere bir şey içmek için birimizin vakti, ötekinin gelmemek için bahanesi olacak, bahaneler hiç ayıp değil, sokaklarda delice yürümek iyi bir neden, karşılaşmak müthiş bir ihtimal...
Başkalarıyla ilgili bildiğimiz herşey bize de mesuliyet yükler çünkü, biliyoruz. Birinin aç olduğunu bildiğimizde doyması biraz da bizim sorumluluğumuz değil midir artık?