"Allah vardı, başka hiç bir şey yoktu.
Sen de yoktun.
Ruhundan bir ruh verdi sana, sonra bir beden giydirdi.
Eğer seni varlık alemine göndermeseydi, sen ondan bir adet sen yaratmasını talep edemezdin:
Çünkü sen varlık nedir bilmeyecektin.
Gülmeyi, göz yaşlarını salıvermeyi, özlemeyi, sarılmayı, sevmeyi, çok sevmeyi bilmeyecektin.
Sen ondan sana bir çift göz vermesini de istemeyecektin; çünkü gözü de, görmeyi de, gök kuşağını da bilmiyor olacaktın.
Sen ondan bir dil de isteyemeyecektin. Çünkü rengarenk, davetkar kokulu yemekleri, ve o yemeklerin sayısız kombinasyondaki tatlarını ve yemenin hazzını bilmeyecektin.
Doğrusu sen, sana uzanmış bir gülü koklamayı, gece yere uzanıp yıldızları izlemeyi, uykuya dalıp bambaşka senaryolara gitmeyi de bilmeyecektin.
Dev bir okyanusun ortasında, acılar içinde bin yıl yaşasan bile, yaşamayı, hiç olmamaya tercih edeceğini bilmezdin.
Hadi insan olmadı; hiç olmazsa bir dağ keçisi, olmadı Arizona kertenkelesi olarak yaratılayım diye pazarlık edemezdin.
Çünkü yok olan, yok olduğunu bilmediği gibi, varlığı da bilmez.
Ama o seni korkunç bir yokluktan çekip çıkardı. Seni yaratmasaydı neden yaratmadın diye isyan edemezdin.
Hiç kimseye bu kadar borçlu değilsin fakat O, seni, kendisini inkar edebileceğin kadar büyük bir güçle donattı.
İnkar edeceğini bile bile, kendisini unutacağını bile bile, yokluğa mahkum etmedi seni.
Emin ol, sen eksik kalsan, ne güneş küser, ne ay grev yapardı. Sen olurdun bu şölenden mahrum kalan.
Kısır bir yokluktan sevdi de çıkardı seni.
Seni kimse böyle sevemez. Bu sevgiyi gözünle görebildiklerin idrak edemez.
Dileseydi seni bir demir molekülü olarak yaratırdı, olup olabileceğin en büyük şey düdüklü tencere olurdu ama o seni sırf bir kütle ve hacimden ibaret kılmadı.
Neden acaba?
Evrendeki bu şatafat Arizona