Faizin kökeni sonsuza kadar karanlıkta kalacak, çünkü yazının icadından
öncesine uzanıyor.
Antik dillerin çoğunda terminolojik olarak faiz
kelimesi "zürriyet" anlamına gelen bir kelimeden türemiştir, bu yüzden
bazıları ödünç verilen canlı hayvandan kaynaklandığı şeklinde spekülasyon
yapar, ama bu biraz dar bir hayal gücünün ürünü gibi görünüyor.
Büyük ihtimalle, ilk yaygın faizli krediler ticari idi: tapınaklar ve saraylar
tüccarlara ve ticari aracılara mal verir, onlar da daha sonra bunları yakındaki
dağ krallıklarına veya denizaşırı sefer yapan gemilere satardı.
Önemli olan şey, özgürlüğün satılabileceği fikrinde, özü itibariyle doğaya aykırı veya gayrimeşru herhangi bir şey olmamasıdır.
Çok geçmeden benzer argümanlar devletin mutlak iktidarını haklı göstermek için kullanılmaya başlandı. On yedinci yüzyılda bu argümanı geliştiren ilk kişi Thomas Hobbes oldu, ama kısa zamanda yaygınlaştı.
Hükümet esas olarak, yurttaşların gönüllü olarak doğal özgürlüklerinin bir kısmını bir muktedire verdiği bir sözleşme, bir tür iş düzenlenmesiydi.
Sonunda, benzer fikirler günümüzdeki ekonomik hayatın en temel, en baskın kurumlarının temeli olmaya başladı: kölelik nasıl özgürlüğün satışı olarak algılanabilirse, ücretli emek de aynı şekilde, fiilen, özgürlüğün kiralanmasıdır.
Alman hukuk teorisyeni Rudolf von Jhering'in şu ünlü sözünde dile getirildiği gibi, antik Roma dünyayı üç kere fethetmiştir: İlkinde ordularıyla, ikincisinde diniyle, üçüncüsünde hukukuyla.
Arkadaşlar son zamanlarda dikkatimi çeken bir durumdan bahsetmek istiyorum; okuduğum kitaplarlardan alıntı paylaştığım zaman saniyenin on'da biri hızında hemen bir beğeni geliyor ve bu durum beni biraz düşündürüyor çünkü ben kitaptan alıntı paylaştığım da kişilere farklı bir bakış açısı veya zihin doygunluğu sağlayacak şeyler olur ama ne yazık ki bu platformda amacından biraz sapmış olabilir çünkü okumadan beğenen ve takibe-takip klaşesinin döndüğü bir yer olmuş. Eğer kişi paylaştığı alıntının anlamıyla bir beğeni almıyorsa hiçbir anlamı yok o beğenin çünkü burda bir emek var ve buraya yazdığın alıntıya ayırdığın zamanı kitaptan +1 sayfa daha okuyabiliriz.
Bu tür beğeniler bizden uzak kalsın 🙂
Yedi yıldan daha kısa bir süre önce, talihsiz bir deniz yolculuğuna çıkmış ve esir alınmıştı, belki de Nicostratus gibi Aegina'da açık arttırmayla satışa sunulacaktı. Neyse ki Platon'un şansı daha iyi gitti. Epikürcü okuldan Libyalı bir filozof olan Annikeris, tesadüfen o anda pazardaydı. Platon'u tanıdı fidyesini ödedi. Platon kendisini namus borcu altında hissetti ve parayı ödemek istedi; Atinalı arkadaşları bu amaçla yirmi gümüş mina topladılar, ama Annikeris parayı kabul etmedi, bilgelik aşığı bir arkadaşına yardım edebildiği için şeref duyduğunu vurguladı. İşte sonucu: Annikeris o günden beri hep cömertliğiyle hatırlandı ve kutlandı. Platon yirmi minayı Akademi adıyla bilinen ünlü okulu kuracağı araziyi almak için kullandı. Gerçi Nicostratus'un yaptığı nankörlüğü yapmamıştır, lakin Platon'un, daha sonraki kariyerinin, bir anlamda, muhtemelen son derece önemsiz bir filozof olarak gördüğü bir adama olan borcu sayesinde mümkün olmasından pek haz etmediği izlenimini edinebiliriz- Annikeris Yunanlı bile değildi! Bu en azından, ünlü isimleri anınmaya pek meraklı olan Platon'un Annikeris'ten hiç bahsetmemesini açıklamaya yardımcı olabilir. Bu kişinin varlığını daha sonraki biyografi yazarlarından öğrendik.