Bu görüşe göre devlet, hepimizin bizi yaratan topluma olan, nasıl olduğunu tam olarak fark etmesek bile en azından hepimizin var olmak için birbirimize tamamen bağımlı olmaya devam edeceğimiz gerçeğinde somutlaşan varoluşsal bor cun, sadece yöneticisidir.
Suçumuz, evrene olan borcumuzu ödeyemeyeceğimiz gerçeğinden ötürü değildir. Suçumuz, her şeyden önce, herhangi bir anlamda "var olan ve var olmuş olan her şeye" denk olduğumuzu ve bu borcu algılama gücüne sahip olduğumuzu düşünme cüretimizdir.
Bu arada en çarpıcı olan, bu vergiyi tanımlamakta kullanılan dildi:
bu vergiye "impot moraliseteur", yani "eğitici" ya da "ıslah edici vergi" deniyordu. Başka bir deyişle -zamanın diline uyarlanırsa- yerlilere çalışmanın değerini öğretmek amacıyla tasarlanmıştı. "Eğitici vergi" hasat
zamanından hemen sonra alındığı için, çiftçiler için en kolay ödeme
yolu pirinç mahsulünün bir kısmını, ülkenin çeşitli küçük kasabalarında
boy gösteren Çinli veya Hintli tüccarlara satmaktı. Ancak hasat zamanı,
bilinen nedenlerle pirinç fiyatının en düşük seviyede olduğu zamandı;
mahsulünün çok büyük bir kısmını satan kişinin elinde, bütün yıl boyunca ailesini doyurmaya yetecek bir şey kalmıyordu, dolayısıyla kendi
ürününü, söz konusu tüccarlardan, yılın daha sonraki zamanlarında, çok
daha yüksek fiyattan, veresiye satın almak zorunda kalıyordu. Neticede
çiftçiler hızla, umutsuzca borca batıyorlardı (tüccarlarsa aynı zamanda
tefecilik yapıyordu). Borçları ödemenin en kolay yolu, nakit karşılığı satacak bir tür mahsul bulmak -kahve veya ananas yetiştirmeye başlamak- ya
da çocukları ücretle çalışmak üzere şehre veya adanın çeşitli yerlerinde
Fransız sömürgecilerin kurduğu plantasyonlara göndermekti. Projenin
tümü, köylü sınıfını sıkıp ucuz emek çıkarmayı amaçlayan müstehzi bir
plan gibi görünüyordu, gerçekten de öyleydi, ama bundan ibaret değildi.
Sömürge yönetimi de oldukça açık sözlüydü (en azından kendi iç siyasi
belgelerinde); köylülere en azından bir miktar para bırakmak ve küçük
lükslere alıştırmak gerektiğinden söz ediyorlardı - güneş şemsiyesi, ruj,
kurabiye gibi Çin mağazalarında satılan şeylere. Yeni zevkler, alışkanlıklar
ve beklentiler edinmeleri çok önemliydi; böylece tüketici talebinin temelleri atılmış olacak, tüketim talebi istilacılar ayrılıp gittikten sonra uzun
süre
1694'de İngiliz bankerierinden oluşan bir konsorsiyum, krala 1 ,200,000 I. kredi verdi. Buna karşılık, kraliyetin banknot basma tekelini aldılar. Bu pratikte şu anlama geliyordu: Kralın şu anda kendilerine
borçlu olduğu paranın bir kısmı karşılığında, krallık halkı arasından kendilerinden borç almak isteyenlere, ya da kendi paralarını mevduat olarak
bankaya yatırmak isteyenlere JOU'ları verme hakkına sahip olacaklardı - fiilen, yeni oluşan kraliyet borcunu dolaşıma sokacaklar veya "paralaştıracaklardı." Bankerler için büyük bir başarıydı (borcun anaparası üzerinden krala yüzde 8, yıllık faiz tahakkuk ettireceklerdi, aynı zamanda aynı para üzerinden kendilerinden borç alanlara da faiz tahakkuk ettireceklerdi), ama bu ancak borcun anaparası ödenınediği sürece devam edecekti.
Günümüze kadar bu borç asla geri ödenmedi. Ödenemezdi. Ödenseydi, ingiltere'nin tüm para sistemi yok olurdu.