Yıllarca herkes, yeni, son derece karmaşık finansal icatlar hakkında anlatılanları dinleyip durdu: kredi ve meta türevleri, teminata dayalı ipotek borçları türevleri, hibrid menkul değerler, borç takası vs ... Bu yeni türev piyasaları öyle inanılmaz derecede karmaşıktı ki -tekrarlanıp duran bir hikayeye göre-, seçkin bir yatırım kuruluşu finansçıların bile henüz anlayamadığı kompleks bir borsa işlemleri programını çalıştırmak için astro-fizikçi almak zorunda kalmıştı. Mesaj çok açıktı: Bu işleri profesyonellere bırakın. Aklınız bu işleri almaz. Finans kapitalistlerinden hoş lanmıyorsanız bile {Galiba sevilecek bir tarafları olduğunu ileri sürecek pek az kişi bulunur), onlar son derece becerikliydiler, hatta olağanüstü becerikliydiler, yani finansal piyasaların demokratik gözetimi kesinlikle akıl almaz bir şeydi. {Birçok akademisyen bile bu tuzağa düştü. Çok iyi hatırlıyorum, 2006 ve 2007 yıllarında, zamane sosyal teorisyenleri sundukları makalelerde, bu yeni menkul değer türlerinin, yeni enformasyon türleri ile birleşmesiyle, zamanın, olasılığın -yani gerçeğin kendisinin dönüşümünün başladığını müjdelediler. "Yağcılar!" diye düşündüğümü hatırlıyorum. Evet, öyleydiler.)
Fransız Antropolog Jean-Claude Galley'in, 1970'ler gibi yakın bir zamanda Himalayalar' ın doğu bölgesinde karşılaştığı bir topluluktur. Yüzyıllar önce şu andaki mülk sahibi kast tarafindan yenil giye uğratılmış bir halkın soyundan geldikleri için "kaybedenler" diye adlandırılan alt seviyede bir kasta mensup bu insanlar, daimi bir borç ba ğımlılığı içinde yaşamaktadır. Topraksız ve parasız bu insanlar, yiyecek bir şey bulabilmek için toprak sahiplerinden borç isternek zorundaydılar para yüzünden değil, çünkü meblağlar önemsizdi. Ancak zavallı borçlular faizi çalışma şeklinde geri ödemek mecburiyetindeydiler, alacaklılarının evlerini temizledikleri ve barınaklarının çatılarını onardıkları sürece en azından yiyecek ve barınacak bir yer bulabiliyorlardı. "Kaybedenler" için, dünyadaki insanların çoğu gibi, hayattaki en önemli harcamalar düğün ve cenaze harcamalarıydı. Bunun için epeyce para gerekiyordu ve mutlaka borç alınmak zorundaydı. Galley'in anlattığına göre, bu durumlarda genellikle, yüksek kasta mensup borç verenler, teminat olarak borçlunun kızlarından birini istiyordu. Yoksul adam ise kızının evliliği için borç para almak zorunda kaldığında, güvence olarak evlenecek kızın kendisini gösteriyordu. Gelin düğün gecesinden sonra borç verenin evine gönderiliyor, adamın cariyesi olarak orada birkaç ay geçiriyor, adam ondan bıktıktan sonra yakınlardaki bir orman kampına gönderiliyor ve babasının borcunu ödeyinceye kadar orada bir ya da iki yıl fahişe olarak çalışıyordu. Ancak borç ödenip bittikten sonra kocasının yanına dönüyor ve evlilik hayatına başlayabiliyordu.
Büyük klasikçi Moses Finley'in söylemekten hoşlandığı gibi, antik dünyada bütün devrimci hareketlerin tek programı vardı: "borçlar silinsin ve toprak yeniden dağıtılsın."
Özgürlük anne babaların reddedildiği ya da gömüldüğü yerde değil olmadıkları yerde başlar:
İnsanın kimden olduğu bilmeden dünyaya geldiği yerde
İnsanın ormana atılmış bir yumurtadan dünyaya geldiği yerde
İnsanın gökyüzü tarafından yere tükürüldüğü ve hiçbir minnet duygusu olmaksızın ayağını yere bastığı yerde