Cengiz Dağcı bir milletin hafızasıdır. Dağcı'nın yazdıkları, yaşadıklarıdır. Yaşadıklarını bire bir yazmasa da hayatından kesitler sunduğunu biliyoruz. Bu kitap, Kırım Türklerinin vatandan sürülüşlerini anlattığı bir roman. Kitapta, betimlemenin dibine vurulmuş resmen. Aytmatov kitaplarında bile bu denli tasvir yoktur desem iddialı bir laf etmiş olmam sanırım. Kızıltaşlı Bekir ve ineği Macik'le başlayan uzun doğa, insan ve duygu betimlemelerinin ardından romana, İvan ve Kala Mala dahil oluyor. Ne oluyorsa bundan sonra oluyor. Düşmanını "Onlar da insan" diyerek evine alan, ekmeğini bölüşen Bekir, İvan'ın ihanetleriyle karşılaşır. Daha fazla bilgi vermek istemiyorum ancak Battal'ın Enver'in oğlunun ölümüyle ilgili Enver ile Zemine'nin duygularını anlatan bölümün ve bir de Bekir'in o beklemediğim ölümünün beni çok derinden etkilediğini söylemeliyim. Kitapta bol bol ata mirası toprakların bırakılamayacak bir değer olduğundan bahsediliyor. Enver'in bu uğurda ölümü de çok etkileyici bir başka olay. Ayrıca Stalin'e ve ona tutkuyla bağlı olanlara göndermeler de mevcut. Dağcı 494 sayfalık romanın son on sayfasını, yazmak istediği asıl sonla ilgili açıklama yaparak bitirmiş ve 'Son Birkaç Söz' başlığı adı altında yayınlamış. Pavlenko adlı Rus bir yazarın sürülen Kırımlıların topraklarına, Rusların yerleştirilişini konu alan 'Rassvet' isimli yazıyı da koymuş. Kitapla ilgili şunu söyleyebilirim ki, başta oldukça yavaş ilerliyor. Bu durum okuyuculara sıkıcı gelebilir ama sonrasında oldukça hızlanıyor. Bu nedenle sıkılıp yarıda bırakılmaması taraftarıyım. Bu kitabın devamı olduğu söylenilen 'O Topraklar Bizimdi' kitabı da daha anlam kazandı gözümde. Çünkü kitabın sonunda hala akibetinin ne olduğunu bilmediğimiz Selim ve Bekir'in torunu Alim'in hikayesi var sanırım bu devam
"... Neden benim gibi yapmayı öğrenmiyorsun?"
"Sen ne yapıyorsun ki?"
"Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayalkırıklığına da uğramamış oluyorum."