Gösteri manyağı dediği, oturdukları evleri kaybetmekle yüz yüze kalmış, buradan ayrılırsak nereye gideriz, başımızı nereye sokarız diye çaresizlik içinde kıvranan zavallı insanlardı. Nasıl da öfkeyle bakıyordu yardımcım onlara. Neden? Neden olacak, bu bahtsızları kendisine benzettiği için. Daha doğrusu bu kaybetmiş topluluk, ona kendisini hatırlattığı için. Kimsesizliğini, terk edilmişliğini, bir çocuk yuvasında büyümüşlüğünü... O yüzden nefret ediyordu, hiç tanımadığı bu insanlardan.
Telefonu kapatınca daha bir çoğaldı içimdeki hüzün. Bir tür terk edilmişlik duygusu. Sanki denize vuran güneş solmuş, gökyüzünün mavisi koyulaşmaya başlamıştı, akşam nasıl da hızlı çöküyordu şehre.