Olayın tüm canlılığı ile ama sanki kendisine de ait değilmiş gibi anlatılışı.. Kadınlar ve korkularının ortaklığı.. Belki de bir nevi olayı kendisinden çıkarıp, evrenselleştirmek de oluyordur bu. Ernaux çok çarpıcı bir şekilde anlatıyor kürtaj deneyimini. Anlatırken sizi de içine çekiyor ve adeta yanı başında yürürken buluveriyorsunuz kendinizi.. Öğrenci yurdunda onunla birlikte bekliyorsunuz, yahut Paris'te bir kafede oturmuş randevu saatinin gelmesini beklerken, onunla birlikte siz de yokluyorsunuz saati.. Ve dönemin kadın hakları karşıtı yasalarına, pratiklerine siz de sinirleniyorsunuz günümüz Türkiyesinden.. Belki de tablo tanıdık geliyordur.
Kitabın beni en çok sarsan kısmı 61'de başlıyor ve sayfa 62 de zirveye ulaşıyor diyerekten noktalıyorum.
Ernaux bizi de yolculuğa çıkarıyor kişisel hafızamızda ve benzerlikler yakalatıyor insana. Kendisinin okuduğum 3. Kitabı bu ve hafıza ile bir ilişkisi var yazarın, bu net ama evrensel de gibi bu hafıza meselesi. Zira ben okurken Babamın Yerini, kendi büyüdüğüm dönem, babam, ailem ve mücadele biçimleri film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden. Kim bilir belki de benzer dönemlerin, ve fakat farklı yerlerin insanları olmamızdan kaynaklanıyordur bu. Farklı coğrafyalar önemsizleşiyordur, benzer mücadeleler karşısında ve edebiyat yerini buluyordur.. Yeniden.