Elif Kurt

Gözlerim gökyüzünde parlayan Şimal Yıldızı' na takılmıştı. De­nizciler gibi ona bakıp bulabilir miydim yönümü ben de? De­nizciler nereye gideceklerini bilirlerdi hep. Karıncalar gibi. Ben bilmiyordum. Denizciler tahmin işinde de iyiydi. Bense habire şapa oturuyordum.
Alıntı
Reklam
Öte yandan hiç de öyle ellerini boğazıma dolayacakmış gibi durmuyordu. Hoş, kim duruyordu ki... Millet yirmi yıllık karısını, doğurduğu evladını, hatta tutup kendini öldürüyordu. Böyle yazıları dışarıdan okumak zordu.
Alıntı
"Götüüür. Yanlış geldik diye dünyaya küsülmez." "Ne güzel dedin. Dünyaya yanlış geldik, değil mi?"
Alıntı
İnsan denen mahluk, üst katta birinin eti çürürken, alt katta saçını kurutup, çamaşır yıkayıp, televizyon izleyebiliyordu. İçinde ağılı bir suçluluk di­kenleniyordu, evet, ama yine de hepsini yapmayı beceriyordu. Ruhu kanatan bazı sesler bir kulaktan girince, öbüründen hız­la def ediliyordu. Kendimden biliyordum. İnsan en kötü şeyle­ri hep kendinden bilir.
Alıntı
Yosun kokusunu içime çekerken, dünyanın aklımın alabileceğinden çok ama çok daha güzel olduğunu dü­şündüm. Belki de aklım almadığından onun pervasız güzelliği­ ne dokunmayı beceremiyor, beceriksizliğimi örtbas etmek için de kendimce güzelliği küçümseyip anlamı yüceltmeye çabalı­yordum. Kaybeden elbet yine ben oluyordum. Uzaktan bakın­ca, renklerden, lekelerden ve ışıktan ibaretti kainat. Anlam de­nen yük, yaklaştıkça ağırlaşıyordu. Bense ne uzaktan bakmanın ferah fahur saadetini, ne de yeterince yaklaşmanın semih fera­ setini yaşayabiliyordum. Nerede duracağımı da, nereye bakacaığımı da bilmiyordum. Buydu işte kadim trajedim, belki esas ıs­tırabı da bu yüzden duyuyordum.
Alıntı
Reklam