Elif Kurt

Gerçi hayat bana öğretmişti; kul kurar, felek gülerdi. Her il­meğini planlayarak ördüğünüzü sandığınız atkı, gün gelir boy­nunuza dolanıverirdi. Ölüm diye bir şey vardı çünkü. O varken yarın ne demekti, planlar neye yarardı!
Alıntı
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
"Tanışmak diye bir şey yok" diye omuz silktim. "Kimse ta­nışmıyor, herkes kendini görünmek istediği gibi tanıtıyor sa­dece."
Alıntı
Dünya dört buçuk milyar yaşında. Sen giderken o dönü­yordu yani. Bazen bazı acayiplikler sırf bizim başımıza geldi sa­nıyoruz ya, öyle değil. Dünya alışkın. Bizim hayretle anlamaya çalıştıklarımızı o ezberden okuyor. İyiliğimize, kötülüğümüze, mucize dediklerimize, hepsine şerbetli. Bak, rüzgarın müzevir­liği bile yeni değil, bunu hep yapıyor. Binlerce, belki milyarlarca yıldan beri.
Alıntı
Kalbim hiç kimseye çarpmadı diyemem. Çarpmak, kanadı yolunmuş kuşlar gibi her şeye rağmen çırpın­mak istediği oldu. Biri beni sevsin, sarsın, öyle sıkı sarsın ki hem de, kırılan parçaları kırıldıkları yerden kaynatsın diye heveslen­diği de. Fakat bu muradı ve muradın boynu bükük kalacağını hissedince, tutup kuşun boynunu ellerimle kopardım. Param­parça olup oramı buramı kesecek ümitlerle zehirlenmektense, bütün güzel ihtimalleri ölü doğurmakta karar kıldım.
Alıntı
Yaşamak, düşmekle kalkmak arasında geçirdiğiniz korku­lu, ümitli, telaşlı zamanın adı. Düşüp düşüp kalkma sanatı. Ben maalesef pek başarılı olamadım. Çünkü kalkabilmek için, dü­şerken aldığınız yaraları iyileştirmeyi bilmeniz gerekiyor. Oysa ben her gece ağrıyla uyudum, her sabah sancıyla uyandım.
Alıntı