Ahmet alperen şahin

Karıma Sofalar seninle serin Odalar seninle ferah Günüm sevinçle uzun Yatağında kalktığım sabah Elmanın yarısı sen yarısı ben Günümüz gecemiz evimiz barkımız bir Mutluluk bir çimendir bastığın yerde biter Yalnızlık gittiğin yoldan gelir Oktay Rıfat
Reklam
Şimdi sen gideceksin, ben kalacağım Her defasında yeniden kaybeder gibi Ya bir iskele kahvesinde Ya bir tramvay durağında Uzaklaşan adımlarına bakacağım. Şükran Kurdakul
Kitap bir kaçış mıdır? Yoksa zihinlerimizin gitmeyi bilerek arzuladığı bir liman mı? Kaçış: toplumdan, insandan, mahalleden… Cemil Meriç: kitaplar bir limandı benim için. Kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim diyor. Bu sokaktaki insanlar kimlerdir? Günün koşturması içinde farketmediğimiz bir çok detayın ve yaşama dair her ânın kitaplara sıkıştırılmaya çalışıldığı bir gerçektir. Kitaplar, gerçek anlamda düşünen insanın bir ürünüdür. Düşünen insan, çevresinde yaşanana burun kıvırandır, “bu böyle olmamalı”, “bu olamaz” diyerek hayretini belirtendir. Bu düşünen insanın vasfı bazen filozof bazense yazar olur. Bazen bir hikaye yazılır, bazen bir otobiyografik bir yazı bazen de deneme… Aslında kitaplar Dostoyevski’nin “The idiot” romanındaki prens Mışkindir. İyi niyetlidir ve saflığı temsil eder. Fakat adı the idiot olur. Çünkü toplumun kolay anlayamadığı bir metadır. Anlaşılmayan ve farklı olan aptal damgasını yer. İçindekileri anlamak için farketmek, farklı bir arzu içinde olmak ve bize verilenden başka bir şeyi istemek gerekir.
Yahya Kemal
Tanpınar anlatıyor: “O(Yahya Kemal), bir kültürü ferdi bir macera gibi yaşayan, yaşamak isteyen insandı. Onun için tesiri bu kadar büyük oldu. Hayatımızda kalıntı halinde gördüğümüz bir yığın şey, onunla ‘yeni’leşti ve değer kazandı. Musikimiz, masallarımız, tarihimiz, dilimiz ve insanımız…”