Selamlar, karanlığa sinenler ve ışığın onu bulmasını dileyenler...
Saat 05.14 umarım keyifler yerindedir!
Herkes uyurken yine biz bizeyiz, ay ışığında bir satır arasında daha buluştuk.
Öyleyse hemen incelemeye geçiyorum. İncelemem spoiler içerecektir.
Bugün Gümüş Yürek'in ikinci kitabını konuşacağız. Öncelikle ilk kitaptan daha çok sevdiğimi söyleyebilirim ancak eleştireceğim kısımlar da olacak. İlk övgüm kesinlikle yazarın diline. Anlatımını inanılmaz seviyorum ve hayranlık duyuyorum, üstelik gelişime gerçekten açık ve azimli biri olduğunu ilk kitapla karşılaştırınca da anlayabiliyorsunuz. Sıkmıyor, akıcı ve hikayeyle de birleşince oldukça sürükleyici. Öyle ki 2-3 gün gibi kısa bir sürede bitirdim. Ben ilk kitaba göre daha heyecanlı buldum. Ağır ilerlemiyor ve olaylar daha hızlı akıyor. Karakterler bir tehlikeden ötekine atlıyor. Veylinton fikrine de bayıldım. Marlo ve Eira'nın sivri çatılı binalarda koşması en sevdiğim kısımlardan biriydi. Yetenekli hırsızların ve çürüklerin şehrinde, köşeyi her döndüğümüzde başımıza bela açılacakmış gerilimi de eksik olmadı. O güvensizliği fazlasıyla hissettim. Yine, adaletin değmediği lanetli şehrin; Eira'nın zihnini zehirlemeye ve gümüş yüreğini karartmaya çalışması... Fevkaladeydi.
Mürettebat, korsanlar, gemi yolculuğu, yeni karakterler, bataklık, ilk cadı ve kara boşluk...
Bast ve Maça hakkında konuşacak olursam, bence hikayeye renk katmışlar. Yalan yok Bast'a düştüm. Mor renk yıldırım gözleriyle çarptı beni. Sondaki hikaye ve iki kardeşin geçmişi de etkileyiciydi. Ailesinin intikamını almak için yıllarca kendilerini eğiten, tüm zorlukları aşan, verdikleri sözleri tutan ve ettikleri yeminler için yaşayan karakterlerden bahsediyoruz. Vazgeçmek istediğinizde bile sımsıkı tutunduğunuz tek şey o yeminler olur bazen de.
Bast'ın