Yalnız, gözlerin bu canlılığında bir başkalık var; her şeyi bildiği halde duygulanamayan bir ifade. Görünüşüme bakma, içim öldü artık diye korkuturdu beni. İnanmazdım.
İçimden bir ses, 'eğer bize hükmeden üstün bir güç varsa buna müsaade etmez. Ya güneş batar ya yer yerinden oynar. Kale, içindeki herkesle birlikte üzerimize yıkılır.' diyordu. Emin ol hayalet görmüş bir çocuk gibi tir tir titredim. Küçücük bir işaret görmeye bile razıydım. O an küçücük bir şey olsaydı, mesela bir bulut aniden güneşi gölgeleseydi ya da ani bir rüzgar falan çıksaydı her şey değişirdi. Hatta her şey olup bittikten sonra bile her an bir şey olabilir diye düşünüp durdum. Ama güneş eskisi gibi parlamaya, beni, Alamut'u ve önümde yatan iki cansız bedeni aydınlatmaya devam etti.