Uzun zaman sonra ilk defa inceleme yapma ihtiyacı duydum, ileride dönüp bu kitabı okuduktan sonra fena şeyler hissetmiştim açıp bakayım diyeceğim bir şeyler bırakmak istiyorum. Evet, merhaba...
Okuduğumuz şeylerdeki karakterlerle kendimizi özdeşleştirmemiz normaldir, en bize aykırı kişide bile kendimizden bir şeyler bulur veya o karakteri kendimize yakıştırırız. Hani şimdi Harry Haller vallahi aynı ben desem de aldırış etmeyin, ama vallahi billahi ben.. Kim bu Harry Haller diyeceksiniz. Kendisi ana karakter, orta yaş sonlarında, kültürlü, eski kafalı belki biraz, klasik müzik sever, savaş karşıtı bir beyefendi. Hayat kendisini öyle bir noktaya getirmiş ki artık dönemin adamı olmaktan çıkmış, mutsuz, herhangi bir yaşama amacı kalmamış, ölümün kıyısında, intihara beş kalada. Öyle mi gerçekten? Harry Haller bu kafadayken yaşamayı yeniden öğreniyor karşısına çıkan bir takım sürprizlerle. Ya da öğreniyor mu?
Bu soru işaretleri anlatım tarzından kaynaklı değil sadece. Evet kitabın başında Harry Haller'ın kiracısının bulduğu Harry Haller'a, yani Bozkırkurdu'na ait notları okuyacağımızı anlıyoruz, yani belki de Harry Haller bütün olanları kafasında kurdu... yani belki de Bozkır kurdu.. Şaka, iğrenç olanından. Ciddileşelim, anlatım tarzını kenara koyarsak, diğer soru işareti de, Bozkırkurdunun yaşadığı olağanüstü olayların onun hayatını gerçekten değiştirebilir olup olmayacağı hususudur. Teoride pırıl pırıl fikirlerle bu mümkünmüş gibi görünüyor ama uygulama kısmı o kadar mümkün mü? Fikir şu: İnsan bir kişi değildir sadece. İçinde sonsuz sayıda, bir dünyayı dolduracak kadar "Ben" içerir ve bu "Ben"'lerden kendine bir "Karakter" çizer. O benlerden bazıları bizimle aynı yastayken, bazıları şu an doğmuş, bazıları henüz doğmamıştır. Haller örneğinde kendisi dans etmeyi öğrenerek