T.

Şarik gibi okuyanlara ithafen..
Puan vermedi·132 syf.··
2022 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 06 Mart 2022 00:25
Köpek kalbi 1925 yılında Sovyetlerde komünizmin başlangıç zamanlarında yazılmış, satır aralarında bunun eleştirisinin, topluma negatif yansımasının sıkça yapıldığı bir eser. Bunun dozu iyi ayarlanmış, realiteden kopulmadan arka plan sunulmuş. Dozu biraz kaçsa distopyaya dönebilirdi; oysa bu haliyle burjuva ve proletarya arasındaki komünizm gerilimini daha somut hissedebiliyorsunuz. Bir de vurgulanması gereken yazarın tıbbi jargona ve dönemin temel klinik uygulamalara olan hakimiyeti. Yazarın diğer eserlerinde de bu karşımıza çıkıyordu zaten. Şimdi bu noktada eserden konuşmayı keseceğim, esas konuşmak istediğim şey satır aralarının önemi. Malum sitede bu çok sevilmiyor, aynı alıntıyı milyon kez görmekten sıkılmıyor, hep duygusal yamyamlık peşinde koşuyoruz. Ancak bir kitap okuyosanız ve onu bir şiir gibi okumak, uzaklara dalıp hisli şeyler düşünmek dışında size bir şeyler katmasını istiyorsanız; veya en basitinden yazara biraz saygınız varsa, derdini anlamak istiyorsanız satır aralarını yakalamak durumundasınız. Birisi sorduğu zaman: "doktor köpeği insan yaptı ama köpek şerefsizin teki çıktı oo" diye anlatırsanız bu eseri değersizleştirmiş olursunuz. Ayrıca verdiğiniz paranın karşılığı olarak 1-2 saatlik eğlenceden daha fazlasını hak ediyorsunuz, kendinizden bunu esirgemeyin. Yoldaş Tayfun keyifli okumalar diler..
Düşünce
Köpek KalbiMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201925,7bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Karakter taşları ve how to play with them
10/10
·210 syf.··
2021 53. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 08 Aralık 2021 00:45
Uzun zaman sonra ilk defa inceleme yapma ihtiyacı duydum, ileride dönüp bu kitabı okuduktan sonra fena şeyler hissetmiştim açıp bakayım diyeceğim bir şeyler bırakmak istiyorum. Evet, merhaba... Okuduğumuz şeylerdeki karakterlerle kendimizi özdeşleştirmemiz normaldir, en bize aykırı kişide bile kendimizden bir şeyler bulur veya o karakteri kendimize yakıştırırız. Hani şimdi Harry Haller vallahi aynı ben desem de aldırış etmeyin, ama vallahi billahi ben.. Kim bu Harry Haller diyeceksiniz. Kendisi ana karakter, orta yaş sonlarında, kültürlü, eski kafalı belki biraz, klasik müzik sever, savaş karşıtı bir beyefendi. Hayat kendisini öyle bir noktaya getirmiş ki artık dönemin adamı olmaktan çıkmış, mutsuz, herhangi bir yaşama amacı kalmamış, ölümün kıyısında, intihara beş kalada. Öyle mi gerçekten? Harry Haller bu kafadayken yaşamayı yeniden öğreniyor karşısına çıkan bir takım sürprizlerle. Ya da öğreniyor mu? Bu soru işaretleri anlatım tarzından kaynaklı değil sadece. Evet kitabın başında Harry Haller'ın kiracısının bulduğu Harry Haller'a, yani Bozkırkurdu'na ait notları okuyacağımızı anlıyoruz, yani belki de Harry Haller bütün olanları kafasında kurdu... yani belki de Bozkır kurdu.. Şaka, iğrenç olanından. Ciddileşelim, anlatım tarzını kenara koyarsak, diğer soru işareti de, Bozkırkurdunun yaşadığı olağanüstü olayların onun hayatını gerçekten değiştirebilir olup olmayacağı hususudur. Teoride pırıl pırıl fikirlerle bu mümkünmüş gibi görünüyor ama uygulama kısmı o kadar mümkün mü? Fikir şu: İnsan bir kişi değildir sadece. İçinde sonsuz sayıda, bir dünyayı dolduracak kadar "Ben" içerir ve bu "Ben"'lerden kendine bir "Karakter" çizer. O benlerden bazıları bizimle aynı yastayken, bazıları şu an doğmuş, bazıları henüz doğmamıştır. Haller örneğinde kendisi dans etmeyi öğrenerek
BozkırkurduHermann Hesse · Yapı Kredi Yayınları · 20229,7bin okunma
Modern kölelik üzerine...
Puan vermedi·248 syf.··
2021 33. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2021 23:44
Paris ve Londra'da Beş Parasız... Açıkcası bu yazıyı kitabı incelemekten ziyade anlatılanlar üzerine zihin yormak adına yazıyorum. Kitapta bir hikaye anlatılmıyor, daha ziyade bir kesit ve bu kesitte karşılaşılan toplumsal -muhtemelen evrensel- bazı çürümüşlükler anlatılıyor. İki kısma ayırmak gerekir, evet doğru bildiniz, Paris kısmı ve Londra kısmı. Paris'le başlayalım... Yazar kesinlikle Paris'i daha çok sevmiş, oldukça belli bu. Paris'te plongeur dedikleri aşçı yamağı mı demeli, komi mi demeli, yoksa hiç kafa yormadan vasıfsız mutfak personeli mi demeli, o pozisyondaki işçiler üzerinden gidiyor yazar, onlar üzerinden Paris'in ayak takımının yaşamını inceliyoruz. Öncelikle şunu söylemek gerek, okuyanlar nasıl okudular bilmiyorum ama ben hiç de "Paris'teki ayak takımının hayatı ne zormuş, ne geçim dertleri varmış öyle" diye okumadım, 2021 Türkiye'sini hissederek okudum. Günlük geliriniz giderinizi karşılıyor ve o gelir için 15 ila 18 saat çalışıyorsunuz. Günün sonunda elinize geçen tek şey o günü de ölmeden, karnınız yarı aç yarı tok bitirmiş olmak. Vasıfsızlığın getirdiği fakirlik, fakirliğin getirdiği vasıfsızlıkla birleşip kısır döngü halinde ölene kadar devam edebilir, talihiniz yaver gitmezse, gidişe dur demezseniz. Hikayede yazar dur dedi. Daha mı iyi oldu? Londra... Paris'ten daha soğuk, daha katı, daha sıkıcı. İş bulmak zor ama aç kalmak daha zor. Çünkü burada kitapta "fıçı" diye bahsedilen çeşitli barınaklar var. Bir koğuşta 50-60 kişinin yerde yattığı ve ayda bir-iki gün kalma hakkınız olan, iki dilim ekmekle çay verilen yerler. İki günden fazla kalırsanız bir hafta hapis cezası alıyorsunuz. O yüzden çeşitli barınma evlerini dolaşarak, hepsinde bir iki gün konaklayan bir toplumsal sınıf ortaya çıkıyor: Berduşlar. Yine plongeurler gibi niye ve ne için
Paris ve Londra'da Beş ParasızGeorge Orwell · Can Yayınları · 20248bin okunma
Puan vermedi·429 syf.··
2021 29. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2021 20:09
Uğultulu Tepeler, 19. Yüzyıl İngiltere kırsallarında, Yorkshire’a bağlı olduğu bilinse de kurgusal isimlerle anılan bir bölgede geçiyor. Enteresan bir yüzyıl gerçekten, insanların kimisi uzun, sağlıklı bir ömür sürerken; kimisi otuzlu yaşlarına varmadan veremden veya başka hastalıklardan ölüyor. Kitabın yazarı da ikinci gruptakilerle aynı kaderi paylaşanlardan keza, 30 yaşında veremden ölmüş. Böylesi bir dönemde insanlardaki iyi-kötü ayrımından öte güçlü-zayıf ayrımı göz önüne seriliyor ve bu gücün maddi güçle, soylulukla hiçbir alakası yok romanda. 1800lü yıllar parası olanın uzun yaşadığı bir dönem değilmiş diyelim... Romanı okuyan arkadaşlarım beni uyarmıştı; kitabın oldukça can sıkıcı, kriz geçirten türden olduğunu söylemişti. Aldırış etmeksizin başladım, güzel de gidiyordu, güzeldi de aslında ama bir şey var hikayede, iç karartıcı, can sıkıcı... İyi ve kötü diye kategorize edilemeyecek karakterlere sahip ama uğraşsak bunu yapmak için, kötüler o kadar ağır basar ki.. Sadece kötülük de değil, sevimsiz, uyuz, uyuşuk huylara sahipler. Nefret etmeye başlıyorsunuz bazı karakterlerden. Bu kadar kötü huy, garip davranış biçimleri içerisine sıkıştırılmış bir aşk teması var ama açıkcası ben bu kadar kirin pasın içinde o güzelliği alamadım. Kötülerin aşkı vs diye özetlemek de elde değil, enteresan bir dinamiğe sahip çünkü, roller değişiyor hikaye ilerledikçe. Ama her daim nefret edilesi birileri oluyor son noktaya gelene kadar. Eğer bilinçli olarak okuyucuda bu rahatsızlık hissini uyandırmaya çalışmışsa yazar, oldukça başarılı bu konuda. Eleştirilebilecek, veya üzerine tartışılabilecek en önemli konu bana göre hikayenin anlatılış biçimi. Bir yabancı, yeni gelmiş bir kiracı olan Mr. Lockwood’un merakı üzerine ailenin yıllar yılı yanında olan hizmetlileri Nelly tarafından
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Antik Kitap · 201457,9bin okunma
Puan vermedi·78 syf.··
2020 23. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 22 Kasım 2020 01:39
Canistan, aynı yayınevinden okuduğum üçüncü Yusuf Atılgan eseri. Açıkçası ilk ikisini okuyalı bir hayli zaman geçmiş, Atılgan'ın tarzını unutmuştum, bugün neden bu kadar çok sevildiğini tekrar anladım. Aynı yaşlarda iki gencin, Tokuç Ali ile yanaşmaları Selim'in hikayesini anlatıyor, Canistan. Öykünün ilk bölümü hikayenin sonu aslında, sonra geçmişe gidip evrimlerini okuyoruz. Öykü 20.yuzyılın başında Ege köylerinde geçiyor. Zaman aralığı içerisinde Birinci Dünya Harbi, İttihat ve Terakki - Saray arasındaki mücadele ve Kurtuluş Savaşı'nın da ilk kısmı yer alıyor, tabi her ne kadar hikaye karakterlere odaklı olsa da dönemin olayları da şekillendiriyor. Kimsenin anlayamadığı bir sebep, aslında tüm yaşananlara yol açan. Üzerinden yıllar geçse de kurtulunamayan bir intikam isteği, göze göz, dişe diş, gurura gurur.. Hikaye köylerde, kasabalarda geçtiği ve köylünün de geçimi tarlası olduğu için tarla tımar hikayenin büyük kısmını oluşturuyor. E tabi Ege olunca bu bağ olarak karşımıza çıkıyor, bağla yatıp bağla kalkıyoruz. Normalde bunun beni sıkmasını beklerdim ama hikayeye öyle bir yedirilmiş ki konudan hiç kopmadan aynı hevesle okuyorsunuz onları da. Hikâyenin bir diğer güzel yanı ise Kırsaldaki kadın erkek ilişkisini yansıtış şekli. Gündüz beraber çalışıp gece sevişen, hayatı belli bir düzende giden karı-koca ilişkileri.. O kadar ki bu düzeni ya hastalık, ya ölüm bozabilir sadece. Velhasıl, bu bir oturuşta bitirmelik öyküyü (siz istemeseniz bile kendini bitirtir..) herkese tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar..
CanistanYusuf Atılgan · Yapı Kredi Yayınları · 20175,2bin okunma