Zahar kahvaltısını getirdi ve fırına giderken yolda genç bayana rastladığını söyledi.
- Hangi genç bayan?
- Hangisi olacak canım, Olga Sergeyevna.
- Peki, ne oldu?
- Ne olacak, size selam gönderdi, ne yapıyor, nesi var, diye sordu.
- Ne söyledin?
- İyidir, dedim; ne derdi olabilir, dedim.
- Ne diye laf karıştırırsın kendinden, budala? Ne derdi olabilirmiş! Sen ne anlarsın dertten? Peki sonra ne oldu?
- Dün öğleyin nerede yemek yediğinizi sordu.
- Evet?
- Öğleyin de, akşam da evde yediğinizi söyledim. Akşam da yemek yiyor mu dedi, yalnız iki tavuk yediğinizi söyledim.
- Hay sersem herif!
- Ne diye sersem oluyorum, yanlış mı söyledim? Kemiklerini göstereyim isterseniz...
- Sersem! Sersem! Peki, ne söyledi?
- Güldü. "O kadarcık mı?" dedi.
- Hay alık herif! Gömleğimi bana ters giydirdiğini de söyleseydin bari.
- Sormadı, ben de bir şey söylemedim.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Olga herhangi bir kız değil... Kalbini bir bıyığa, bir kılıç şakırtısına kaptırmayabilir. Ama o zaman da insanda başka şeyler olmalı... Mesela kuvvetli bir zekâ. Herkesin hayran olduğu bir kafanın karşısında o da eğilir... Ya da insan ünlü bir artist olur... Ben neyim ki? Oblomov, işte o kadar.
Mutluluk ve sevinç içindeydi. Dadısının dediği gibi, "Alnında ay doğmuştu." Eve döndü, kanepenin bir köşesine oturdu ve masanın tozları üstüne, "Olga," yazdı. Birdenbire kendine gelerek:
- Ah bu ne toz! dedi ve "Zahar Zahar!"
"Gurur hayatın tuzudur derler; gururum nereye gitti? Ya ben yaşadığım hayatı anlayamadım ya da bu hayatın hiçbir değeri yoktu. Daha iyisini de bulamadım, göremedim, hiçkimse de göstermedi. Sen bir gelip, bir kayboluyordun, tıpkı parlak, hızlı bir kuyruklu yıldız gibi; bense her şeyi unutuyor, yavaş yavaş sönüyordum..."