Soylu bir aileden gelen orta yaşlı dul bir kadınla (Mrs. C.), eğitimli, kumar bağımlısı genç arasında geçen 24 saatlik bir anıyı okuyoruz. Zweig yine bildiğimiz gibi, olayın üzerinden yıllar geçmişken, yaşlı Mrs. C.'nin ağzından aktarıyor hikayeyi. Çıkarılabilecek güzel mesajlar mevcut fakat diğer hikayelerinden farklı bir tadı, bana göre çok yok. Benzer iyi niyetli ama tutkularina esir olmuş karakterlerin histerik hareketleri gibi, tabi dil olarak yine kuvvetli, yine sürükleyici fakat yıllar sonra, hangi kitabında hangi olay geçiyordu diye düşünürsem, muhtemelen birbirlerine karıştırırım.
Burası bir miktar spoiler içerebilir. Bu kitaptan çıkaracağımız vurucu mesajlarlardan birisi, ana karakterin genci kurtarmak için içinde duyduğu coşku ve kendinde bulduğu kudrete, hatta sonrasında bir tutkuya dönüşmesine rağmen kitabın sonunda netice vermemesi üzerinedir. Kimse kimseyi bir şeyden veya bir sondan kurtaramaz, o kişi bunu istemedigi sürece. Birinin bir şeyi istemesini istemek, bunun için çabalamak ise "üstüne vazife mi?" Sorununu doğurmaktadır. Samimiyet derecesinin de göreceli olduğunu düşünürsek bazen en yakını için bile insan bu soruyu sorabiliyolar. İnsan bu, çabalamak istiyor, bencil de yaşayamıyor. Ama demez mi karşındaki, "Sen önce kendini kurtar!" Hadi bakalım. Ciddi bir mesele bu, insan ömründe çok kez toslayabileceği duvar ve yine de nasıl davranmalı net bir cevabı yok. Deneme yanılmayla bir tecrübe edinilebilir yalnızca. Her neyse, bu kadar felsefe yeter..
Keyifli okumalar... :)