Polisiyenin iki dev duayeni Kavgaz serisine Armatör ile devam ediyor. Yıl 1990. İstanbul Cinayet Büroda 25 yaşındaki komiser yardımcısı (taze komiser oldu hatta) Mutlu Kavgaz zorlu bir dosya ile karşı karşıya. Sabri Ateş, Mutlu’ya güveniyor. Ayarı da veriyor. “ Talip Uzunkaya kayıp vakasını çözemezsen onlar benim ben de senin tepene binerim.” Talip Uzunkaya, basından da tanıldığı üzere memleketin en meşhur armatörüdür. Kavgaz: Armatör
Mutlu, daha kendini bilen ve profesyonel bir tavırla duruma araştırmaya başlasa da çalışma arkadaşlarına güvenen biri değil. Önce kendisi çözmek istiyor. Danışıp fikir alma onun tarzı değil henüz. Talip beyin kızı Neslişah hanım ile görüşüyor. Evin tek varisi Neslişah. Eşi Kudret bey başarılı bir cerrah. Psikolojik olarak serinkanlı ve mesafeli olarak tanınıyor armatör. Ama gel görelim Talip bey biraz çapkın. İbrahim adında henüz nüfusuna almadığı bir oğlu var. Bu kaybolması da tam İbrahim’i nüfusuna alınması için avukatına gerekli talimatları verdiği sırada gerçekleşiyor. Kavgaz komiser için de sürekli soru işareti yaratıyor bu durum.
Talip Bey’in evini kendisi detaylıca araştırma kararı alıyor. Yaptığı araştırmalar bakalım sonuç verecek mi? Evdeki kasada kaybolduğunu tespit ettiği altınlar ve değerli gayrimenkul kağıtları da işin içine girince mideler bulanıyor. Evin uşağı, hizmetçileri, ve Kavgaz komiserin en çok şüphelendiği adam; Talip Bey’in ev işleriyle alakadar olan hem de şoförlüğü yapan Mehmet bey. Yoksa Talip Uzunkaya’nın iki ortağından biri mi bu kaybın belki de cinayetin sebebi?
Bu kitap gerçek bir olaya dayanıyormuş 1000K okurları. Gerçek olan konulu romanlar daha da ilgimi çeker.
Kitabın sonlarına doğru Sabri Ateş niye Mutluya bu denli mesafeli ve soğuk anlayamadım. Konuyu açıklığa kavuşturduğu halde hem de. Sanki çözülmesini
“Şimdi…Babanızın evindeki şöminenin ebadı malum. Oraya bir insanı, hele babanız gibi cüsseli birini sığdırmak kolay değil. Epey uğraşmak gerekir. Üstelik o durumda ateş yakmak da zor. Haliyle… gene özür diliyorum, hanımefendi, babanızın cesedinin kesilip parçalanarak yakıldığı kanısına vardım.”
Mehmet Demir’in gülümsemesi soldu, Mutlu’ya ilk defa dimdik, meydan okurcasına dimdik baktı. Ani değişim şaşırtıcıydı sahiden.
“Ömür boyu uşaklık etmek istemedim.”