Sanki biz, tarihteki çocuk yapamayan tek çiftmişiz gibi. Bazen daha kötüsünü hissediyorum: Sanki koskoca dünyada yapayalnızmışım ve beni bir başıina bırakan senmişsin gibi.
Bebeğimizin olmasını o kadar çok istiyordum ki bana fizik sel acı vermeye başlamıştı. Sonra bugün, ikinci ve muhteme len son tüp bebek denememizin ilk randevusuna gelmedin.
Etrafındaki şen şakraklığı, kendi iştiraki mümkün değilmişcesine izliyordu. Belli ki alımlı hanımların neşeli kahkahaları sadece dikkatini cezbediyordu; bir bakışıyla bu neşeyi bastırabiliyor, kaygısızlığın hüküm sürdüğü sinelere korku salabiliyordu.
Kabrinden bir hışımla çıkacak cesedin;
Bir hayalet gibi musallat olacaksın yuvana,
Kanını emeceksin kendi ırkından her kim varsa;
Kızından, bacından, karından oracıkta
Yaşam suyunu çekip alacaksın gecenin yarısında;
Lakin kül rengi cesedini beslemek için
Mecbur kaldığın ziyaretten nefret edeceksin;
Kurbanların vermemişken son nefeslerini,
Bilecekler ki artık iblistir efendileri;
Sen ki lanetlisin, onları da lanetledin,
Sapından yukarıya soldu işte çiçeklerin.
Fakat suçun sebebiyle öleceklerden
En genci, ziyade sevdiğin bütün hepsinden,
Lord Byron’ın 1813 tarihli manzum eseri. Haremdeki bir kadın olan Leyla’nın bir “Gâvur”a (Giaour) âşık olduktan sonra kocası tarafından boğulmasını anlatır. Gâvur’un, yaptıklarının cezası olarak vampire dönüşeceği öngörülür.