Beyoğlu' nün falında yok edilmiş geleceği çıkmıştı. Hatıralarımı adım adım hafızasına kaydeden yolunu taşları yerinden sökülmüştü. Her mekan kendini Araplara sevdirmeye çalışıyordu. Kendine has denilebilecek dükkanlara sıra sıra kilit vurulmuştu. Güzelliği paylaşamayanlar onu mahvetmekte bulmuştu.
Özgürlük hiçbir zaman yoktu, olmamıştı. Diktatörlük her zaman vardı, hep olmuştu. Eğer tek bir kişi bile susmasaydı, bu denklem bozulurdu. Fakat susanlar hep çoğunluk olmuştu. Sesini çıkarmaya korkan oracıkta vazgeçmişti özgürlüğünden. Özgürlük değil para karın doyuruyordu.
Dünyanın sahipleri dünyayı büyük bir azimle yok ederken, dünyaya ve birbirlerine sahip çıkmaktan başka derdi olmayan iyi yürekli, saf niyetli azınlık ise dünyayı kederle kaybediyordu.
Muhteşem Karaköy Yolcu Salonu, bir gün ansızın yıkılmıştı. Nice sanatçıya ev sahipliği yapmış, başlıbaşına bir roman olan Narmanlı Han, sayısız tüketim merkezinin bir başkasına dönüştürülmek üzere sözüm ona restore edilmişti. Kentsel dönüşüm ismiyle süsledikleri tüm bu yıkımlar ve yerine diktikleri çirkin betonlar, şairin tanımladığı gibi eşi benzeri görülmeyecek, gezilemeyecek şehr- i İstanbul ' u devlet eliyle yok ediyordu.