Ne acıdır ki Allah, Yehova, Tanrı –ona ne ad verdiğiniz önemli değil- günümüzde yaşamıyordu, çünkü yaşıyor olsaydı bizler hala cennette olurduk; o ise, ön kararlar, son kararlar, Yargıtay, danıştay, içtihat, müdafaa, temyiz, tashih karar derken, gırtlağına kadar hukukla boğuşuyor olurdu Adem ile Havva’yı Cennet’ten kovuşunu haklı göstermek için. Ne de olsa yasalarda yazılı olmayan keyfi bir kuralı çiğnemişlerdi onlar: İyi ile Kötü’yü ayırt eden Bilgi Ağacı’nın meyvesini yemeyeceksin.
Peki bu meyvenin tadılması istenmiyordu da neden söz konusu ağacı Cennet’in duvarları dışında bırakacağına tam ortasına dikmişti? Mari, bir avukat olarak o çifti savunacak olsa hiç kuşkusuz Tanrı’yı idari ihmal ile suçlardı; çünkü ağacı yanlış yere diktiği yetmiyormuş gibi, çevresine uygun levhaları ve bariyerleri koymamış, en ilkel güvenlik önlemleri bile almamış, böylece herkesi tehlikeyle karşı karşıya bırakmıştı.