Her insan belli biçimlerde düşünmeye ve davranmaya koşullanmıştır; bu hem genetiğimizden, hem de çocukluk deneyimlerimizden ve kültürel çevremizden kaynaklanan bir koşullanmadır.
İnsanların gerçek kimliği bu değildir, ama onlar öyle görünürler. Siz birisi hakkında bir yargıda bulunurken, o koşullanmış zihin kalıplarını onun gerçek kimliğiyle karıştırırsınız. Böyle yapmak derin bir biçimde koşullanmış ve bilinçsiz bir kalıptır. Siz o insana kavramsal bir kimlik verirsiniz ve o sahte kimlik sadece diğer kişi için değil, sizin için de bir hapishane olur.
Yargıyı bırakmak sizin o insanların yaptıkları şeyleri görmemeniz anlamına gelmez. Bu onların davranışını bir koşullanma biçimi olarak görmeniz ve böyle kabul etmeniz anlamına gelir. Siz ondan o kişi için bir kimlik oluşturmazsınız.
Bu diğer kişiyi olduğu gibi, sizi de koşullanmayla, formla, zihinle özdeşleşmekten kurtarır. O zaman ego artık sizin ilişkilerinizi yönetemez.
Aldous Huxley, “Sevgi korkuyu, korku da sevgiyi yok eder. Korku sadece bunu yapmakla kalmaz, aynı zamanda anlayışı, iyiliği ve tüm güzel düşünceleri de alıp götürür. Geriye kalan tek şey, mutlak bir çaresizliktir. En sonunda, korku, insanı insan olmaktan alıkoyar” diyor bu konu ile ilgili.