Kitaptan daha iyi bir arkadaş yoktur zaman zaman insana dert ortaklığı eder insanın gönlünü açar yüreğine su serper. Gönlünün her muradına onunla erişirsin böylesine güzel bir dost görülmemiştir ne incitir ne incinir.
Yüzümdeki o geniş gülümseme bir silah sesiyle bozulduğunda
ne yapacağımı şaşırdım. Kurşun tam yanımdan geçerken Haris, “Haris...” Tüm eklemle-
rim buz keserken “Yelek giymemişsin,” diyebildim. “Sen... Yalan
söyledin bana.” Yeleği yoktu!
ışık hızında önüme geçdi. " Hilal Biliyorum bu zamana
kadar sana çok yalan söyledim. Ama şu an söyleyeceğim şeye inan
olur mu?”
“Ne?”
“Seni seviyorum.”. bana doğru gelen kurşunun önüne geçerek sırtını bana kalkan yaptı.
Gözlerimiz birleştiğinde, “Haris,” dedim. “Hayır.” Bedeni,
bedenimin üzerinde titremeye başladığında, “Hayır!” diye haykırdım. Başı göğsüme düştü bir anda.
“Haris,” diyerek elimdeki silaha rağmen her iki yanağını tu-
tup başını kaldırdım. “Ben de seni seviyorum. Duyuyor musun?”
Duymuyordu.
Haris beni duymuyordu. Babam tam karşımda durduğunda ise onun ayaklarına sarıldım. “Baba...” Başımı dizlerine yaslayarak hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladığımda, “Ne olur, ölmesin!” diye haykırdım. “Yalvarırım, ölmesin, baba. Annem gibi o da gitmesin...”
“Gözlerini kapat,” dedi Haris.
Sorgulamadan gözlerimi kapattım. “Şimdi aç.”
önce ona, ardından elinde tuttuğu harı bülbüle baktım. Gözlerim belerdiğinde, “Hangi çiçeği sana alırsam, onu seveceğini
söylemiştin. Sadece Şuşa’da açan harı bülbül, bundan sonra en
sevdiğin çiçek.” Bülbüle benzeyen, mor tonlarının hâkim oldu-
ğu çiçeğe bakmaya devam ederken kalbim tekliyordu.
Azerbaycan askerleri durmadan kayalıkları tırmanmaya devam ederken gözlerimden akan yaşlara engel olamadım. Şu
andan itibaren bu olaylar tarihin tozlu sayfalarına karışacaktı,
gelecek nesil bu önemli tarihleri ezberleyecek, kudayacaktı. Ve
ben bu anı çıplak gözlerle görüyor, hatta müdahale ediyordum
olaylara bizzat.
Bu sadece bir savaş değildi.
Bu, yıllardır Karabağ’dan zorla gönderilmiş, öldürülmüş, kayıplar vermiş bir milletin felahıydı...