Şimdi anlıyorum ki ruhun da bir sınırı var.
Sürekli başkalarının duygularına açılan kapılar, bir gün kendi içindeki sessizliği duyulmaz hale getiriyor. Ve insan bir noktadan sonra kalabalıkların içinde değil, kendi içinde kayboluyor.
Uzun zaman empatiyi sevgi sandım.
Oysa sevgi bazen mesafe de istermiş.
Herkesi anlamak, herkesi taşımak demek değilmiş.
Her yaraya dokunmak, onu iyileştirmek zorunda olduğun anlamına gelmiyormuş.
Çocukluğunda yeterince sevgi görememiş yetişkinler için, kendileri dışında herkes hatalıdır. Düzeltilmesi gereken hep başkalarıdır, kendileri daima haklıdırlar. Dünyayı suçlayıcı bu tavırların temelinde sevilme ve değer görme ihtiyacı vardır.