Akşam soyunur giysilerinden ağır ağır, kendini yaşlı ağaçlar çevresinde tutan; bakarsın: ülkeler usulca senden ayrılır, biri gök yolcusuclur işte, biriyse batan;
ve bırakırlar seni, hiçbirinin değilsin, karanlık değilsin öyle bir ev gibi, susan; değil sonrasızlığa adanmışlığın kesin, o şeyler gibi, her gece yıldızlaşan, ağan;
ve bırakırlar sana (dile gelmez, karışık) hayatını: korkulu, devce, olgunlaşarak öyle ki, bazen sınırlı bazen kavrayarak, taş olur içinde sırasıyla, yıldız artık.
B�n uzaklarla çevrili bir bayrak gibiyim.
Sezerim gelen yelleri, yaşamam gerek onları benim daha nesneler kımıldamazken aşağlarda:
kapılar usul kapanır daha, baca 1 arda sessizlik; titremez daha pencereler, toz ağır daha.
Derken tanırım fırtınaları, deniz gibi çalkanırım. Ve yayarım kendimi ve düşerim içime taa ve fırlatırım kendimi ve yapyalnız kalırım büyük fırtınada.
Düşer yapraklar, düşer sanki uzaklardan, gökyüzünde uzak bahçeler mi bozulmuş ne; düşerler gönülsüz doğanlar gibi.
Düşer geceleyin ağır yeryüzü de yalnızlığa, bütün yıldızlardan.
Biz hepimiz düşeriz. Düşer bu el, bak. Gör başka şeyleri de: bu, hepsinde.
Ama var biri, bu düşmeyi ellerinde tutar, sonsuz yumuşak.
Görürüm bir süredir nasıl değişir bütün şeyler. Bir şey çıkar, neler eyler, öldürür, acı verir.
Günden güne bir başkadır artık bütün bahçeler; yeşilden sarıya doğru yer yer bir çürüme yavaş, ağır:
yol ne uzunmuş meğer.
Şimdi boşluktayım ben, ağaçlı yoldan seyrederim. Uzak denize kadar hemen ağır, güç, engelleyen gökyüzüdür görebildiğim.