Nasıl uzaklarda her şey ve geçip gitmiş!
Bana öyle gelir ki, o aydınlığını aldığım yıldız ölü binlerce yıldır.
Bana öyle gelir ki, şu geçip giden kayıkta korkunç bir şey dendiğini duydum. Evde bir saat vurdu . . .
Hangi evde? ..
Yüreğimden çıkıp gitmek isterim büyük göğün altında.
Dua etmek isterim.
Bütün yıldızlardan biri gerçekten var olsa gerek daha. Bana öyle gelir ki, bileceğim ancak hangisi devam etmekte, hangisi beyaz bir şehir gibi durur ışınların ucunda gökte . . .
Yabancı bir denizi geçen nasıl olursa, ben de hep öyleyim bu yerliler arasında; bütün günleri durur kendi masalarında, görüntüyle yüklüdür benim uzaklarımsa.
Bir dünya girer benim görüş alanıma, belki ay gibi insan barınmayan bir yer; onlar tek duyguyu haline bırakmaz ama, orta malıdır kullandıkları bütün sözler.
Birlikte getirdiğim şeyler taa uzaktan, onlarınkiler yanında acayip kalırlar büyük ülkelerinde canlı varlıklardırlar, burda soluklarını tutarlar utanaraktan.
Sonsuz özleyişlerden yükselirler sonlu eylemler zayıf çeşmeler gibi, vaktinde ve titreyerek eğilirler.
Bizde her zaman sessiz duranlar oysa, mutlu güçlerimiz, gösterirler kendilerini bu dans eden gözyaşlarında.
Yorgun ağızları var hepsinin ve sınır yoktur o parlak ruhlara. Ve bir özlem (sanki günah için) geçer düşlerinden arasıra.
Hemen hepsi birbirine benzer; sessiz dururlar Tanrı'nın bahçesinde, nice nice aralıklar gibidirler Onun gücünde ve ezgisinde.
Uyandırandır onlar bir rüzgarı ancak kanatlarını açtıklarında: geniş heykeltıraş elleriyle Tanrı sanki çevirir gibi sayfaları başlangıcın karanlık kitabında.