Sürer atını kara zırhlı şövalye gürültülü dünyaya.
V e dışardadır her şey: gün ve vadi ve dost ve düşman ve salonda yemek ve Mayıs ve genç kız ve orman ve kutsal tas; ve Tann kendisi binlerce kez görünür bütün sokaklarda.
Ama şövalyenin zırhı içinde taa karanlık halkaların arkasında çömelmiş ölüm, düşünür de düşünür: kılıç ne zaman fırlayacak demir çitin üzerinden, o yabansı ve özgür kılan namlu ne zaman kurtaracak beni bu içinde iki büklüm günler geçirdiğim zindamından sonunda gerineyim diye ve oynayıp türkü söyleyeyim diye.
Görürüm seni, gözlerimi söndürsen de; duyarım seni, kulaklarımı tıkasan da; gelir dururum sana ben ayaksız hem de, seni ağızsız çağırının istediğim anda. Al kopar kollarımı dilersen, sanki elle kavrarım seni ben yüreğimle; atar beynim, yüreğimi sustursan da; beyniınİ yangına vermek istesen bile, taşının seni damarlanındaki kanda.