Xanım Şəbi

Xanım Şəbi
@Lyasol
Sayısız insan kendini aşmayı arzulamaktadır ve bunu kilisede bulmaktan mutlu olacaktır. Ama ne yazık ki, ‘aç koyunlar yukarı bakıyorlar ve bealenmiyorlar’. Ayinlere katılıyorlar,vaazları dinliyorlar,duaları tekrarlıyorlar ama susuzlukları dindirilmiyor. Hayal kırıklığı içinde,şişeye dönüyorlar. En azından bir şekilde ve bir süre işe yarıyor.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Özgür insanlığın Yapay Cennetlerden vazgeçmeyi bir gün başarması pek mümkün görünmüyor. Çoğu erkek ve kadın en kötüsünde çok acılı, en iyisinde de öyle tekdüze, yoksul ve sınırlı bir hayat sürüyorlar ki, kaçma arzusu ve birkaç anlık bile olsa kendilerini yüceltme hasreti şimdi ve eskiden beri ruhun en başta gelen isteklerinden biri olmuştur. Sanat ve din, karnavallar ve bayramlar, dans ve oratoryo dinlemek - bütün bunlar, H.G. Wells’in sözleriyle, Duvardaki Kapılar olmuşlardır. Ve günlük, özel kullanımlar için her zaman kimyevi sarhoş ediciler olmuştur. Bütün bitkisel uyuşturucular ve narkotikler, ağaçlarda yetişen zindelik verici meyveler, kirazlarda oluşan veya köklerden çıkarılan halüsinojenler - hepsi, istisnasız, tarihin başlangıcından beri insanlar tarafından bilinmiş ve sistematik olarak kullanılmışlardır. Ve bilincin bu doğal değiştiricilerine modern bilim kendi sentetikler kotasını eklemiştir - kloral mesela, ve benzedrin, bromidler ve barbituratlar.
Deneyin bu bölümünün kayıtlarını dinledikte sonra Tibet’in Ölüler Kitabı’nın Evans-Wentz baskısını çıkardım kütüphaneden ve rasgele açtım. ‘O asaletle doğmuş, zihninin karışmasına izin verme’. Sorun buydu - karışmamış kalmak. Geçmiş günahların, hayali zevklerin, eski hata ve utançların acı tadıyla, Işığı sıradan bir biçimde karartan bütün korku ve nefret ve özlemlerin hatırasıyla karışmamış olmak. O Budist keşişlerin ölmek üzere olan ve ölmüşler için yaptıklarını modern psikiatristler deliler için yapamaz mı? Gün boyu ve hatta uykudayken bile onları ikna edici bir ses olmalı ve şöyle demeli, bütün tedhiş, şaşkınlık ve karmaşaya rağmen nihai Gerçeklik sarsılmaz biçimde kendi kalır ve en zalimce hırpalanmış zihinde yanan iç ışıkla aynı maddedendir. Teypler, saat kontrollü cihazlar, seslendirme sistemleri ve yastık hoparlörleri gibi araçlar aracılığıyla bir yetersiz personelli kurumun hastalarını bile bu temel ilke gerçeğinden sürekli haberdar etmek mümkün olmalı. Belki bu şekilde kayıp ruhların birkaçına yardım edilebilir ve onlar kendilerini içinde yaşamaya mahkum buldukları bu kainat -başlangıçta güzel ve müthiş ama her zaman insandan başka bir şey, her zaman tamamen anlaşılır olmayan- üzerinde kontrol yeteneği kazanabilirler.
Tibetin ölüler kitabında ayrılan ruh,yeniden insan ,hatta hayvan,mutsuz bir hayalet,bir cehennem sakini olabilmek için benliğin rahatlatıcı karanlığına dalmak iateyen,bu nedenle de Hoşluğun Berrak ışığında hatta dha küçük,ahenkli ışıkların verdiği ızdıraptan büzüşen bir varlık olarak tanımlanır.Tam gerçekliğin yanan parlaklığındansa başka herhangi bir şey olabilir-herhangi bir şey
Dış dünya hayatımızda her sabah uyandığımız,ister istemez ,hayatımızı kurmaya çalıştığımız yerdir.Oraya sadece rüyalarda ve derin düşüncelerde gideriz ve orası öyle tuhaftır ki bir birini izleyen iki olayda asla aynı dünyayı bulamayız.