Eğer gelecek sonsuzsa, diye düşündü, o zaman sonunda hepimizi yutacak.
Bir başka deyişle 2.400 yıl içinde o
yüzyılın en tanınmış dâhisi Sokrates bile
unutulabilirdi. Gelecek her şeyi silecekti... Kişinin unutulmaktan kurtulmasını sağlayabilecek ne bir ün vardı ne de deha. Sonsuz gelecek bu tür bir önemliliği imkânsız kılıyordu.
- İşte tam bir edebiyatçıya yaraşan poz! Yahu! Şu güzel tabiatı seyretmek, hiç değilse seyreder görünmek dururken insan gözlerini ziyan etmek pahasına kitap mı okur?
“İnsanoğlunun değeri kesir ile ifade
edilecek olursa;
Payı gerçek kişiliği gösterir,
Paydası kendini ne zannettiğini…
Payda büyüdükçe kesrin değeri küçülür.”
~Tolstoy
Genç adamın biri babasına her gün,
“Benimde dostlarım var sendeki dost gibi”
der.
Baba itiraz eder:
“Olmaz öyle çok dost, hakikisi belki bir,
belki iki. Fazla bulamazsın gerçek, hakikisi…”
Devam eder durur konuşma, aralarında başlar bir tartışma.
Karar verirler bir sınava, dostun hakikisini anlamaya…
Bir akşam bir koyun keserler ve koyarlar
çuvala.
Baba der ki oğluna:
Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna.
Çuvaldan kanlar damlamakta,
Sanki öldürmüşler de bir adam, koymuşlar çuvala.
Dıştan böyle sanılmakta.
Delikanlı sırtlar çuvalı, gider en iyi bildiği
dostuna,
O dost bakar ki bir çuval, hem de kanlı,
Kapar kapıyı hızla delikanlının suratına,
Almaz içeri arkadaşı.
Böylece tek tek dolaşır delikanlı,
Kendince tanıdığı sevdiği dostlarını.
Ne çare hepsinde de sonuç aynı.
Evlat geri döner; ama içten yıkılır.
Babasına dönerek, ”Haklıymışsın baba” der.
“Dost yokmuş bu dünyada, ne sana ne de
bana”
Baba “Hayır, evlat” der.
“Benim bir dostum var bildiğim.
Hadi çuvalı al da bir kere de git ona.”
Düştüğüm zaman yalnızca dizlerim
kanamıyor, yüreğim de kanıyordu. Ayağa
kalkacak gücü kendimde bulamıyordum. Birileri gelsin ve kollarımdan tutup beni kaldırsın istiyordum.