İncitilmiş bir masumu avundurabildiği için nasıl da sevinçle dolup taşar insanın yüreği: “Amansız acılara katlanmış olan çocuk, bir ad bulup da nitelendiremediğim bu suçu kim işledi size karşı? Nasıl da mutsuzsunuz! Nasıl da acı çekiyor olmalısınız! Suçluları düşündükçe tüyleri diken diken olan anneniz, olanları bilseydi, şu anda benim olduğumdan daha yakın olamazdı ölüme.
---
Kasırgaların kız kardeşi fırtınalar; güzelliğini kabul etmediğim mavi gökkubbe; yüreğimin imgesi ikiyüzlü deniz; bağrı gizemli dünya; öteki gezegenlerin halkları; bütün evren; onu cömertçe yaratan tanrı, sana yakarıyorum: İyi bir insan göster bana!.. Lütfun on katına çıkarsın doğal güçlerimi; çünkü, bu canavarı görünce şaşkınlıktan ölebilirim: Daha azı için bile ölünebilir.
Bir sözcük kullanıyor ve bir insanı mahvediyoruz, bizim tarafımızdan mahvedilen insan o anda, onu mahveden sözcüğü kullandığımız anda, bu ölümcül gerçekten habersiz oluyor. Böyle öldürücü bir sözcükle öldürücü bir kavram olarak karşılaşan kişi, sözün öldürücü etkisinin henüz farkında değildir. Bir insana öldürücü bir söz ediyoruz ve doğal olarak o anda ona öldürücü bir söz ettiğimizin farkına varmıyoruz.