Fahir onların yaşındaydı: yirmi yıldır modernist Batı şiirinin taviz vermez bir savunucusuydu. Saint Joseph'de okumuştu, saraydan çıktığı söylenen deli ve zengin babaannesinden aldığı paralarla her sene bir kere Paris'e gider, Saint Germain'deki kitapçılardan aldığı şiir kitaplarını bavuluna doldurup İstanbul'a getirir, kendi çıkardığı dergilerde, kurup kurup batırdığı yayınevlerinin şiir dizilerinde bu kitapların Türkçe çevirilerini, kendi şiirlerini, diğer modernist Türk şairlerini yayımlardı. Herkesin saygı duyduğu bu yanına karşılık Fahir'in yapay öztürkçeye çevirdiği şairlerden etkilerle yazdığı kendi şiirleri ilhamdan yoksun, kötü ve anlaşılmazdı.
Kulaklarında Peppino di Capri'nin "Roberta"sı, kendini bir Turgenyev romanının yıllardır hayalini kurduğu kadınla buluşmaya giden romantik ve kederli kahramanı gibi görüyordu.