Bildiğim ve emin oldugum tek bi şey var. O da insan denen acımasız canlının dogadaki güzel olan her seye nefreti. Sırf güzel göründüğü için bir çiçegi çok rahat koparabilir insan. Onu kopararak öldürmüş olma fikri o kadar uzaktır ki ona. Umurunda bile degildir. Doganın en güzel yerlerine kendi gri taş blokların döşer. Çünkü insan denen canlı sorumsuzdur. Güzellikleri tek tek yok etmeye bayılır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Aşk ve baglılık hormonu olarak bilinen oksitosin hormonunun aynı zamanda agrı kesici etkisi de vardı. Sarılmak oksitosin denen hormonun salgılanmasına neden olan harika bir fizyolojik olaydı. O nedenle nerede aşk acısı çeken biri görülse yapılacak şey çok basitti aslında. Ona karsı sabırlı olmak, fiziksel acı ve yoksunluk çektiğini unutmamak ve ona bol bol sarılmak.
Özetle ask acısı dediğimiz sey yoksunluk ve fiziksel acıyı içeren oldukça zor bir süreçti ve süresi kişiye ve yasanılanlara göre değişiklik göstermekteydi. Bu dönemde stres ile ilgili bir takım hormonlar artar ve bu durum sadece beynimizi etkilemezdi. Bu hormonlar kalbin pompolama yeteneğini de azaltır, gögüs agrısı hatta kalp krizi benzeri sendromlara da sebep olabilirdi. Kalp üzerindeki önemli etkilerinden dolayı literatürde bu duruma"kırık kalp sendromu" denirdi.