İlk fazdan ikinci faza gecebilen kişiler sanslı sayılırdı. Peki ya gecemeyenler? Ask konusunda basarısız olanlar, reddedilenler ya da sevdiklerinden ayrılmak zorunda kalanlar. İşte bu insanlar şanssız gruba giriyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Aslında aşkın ilk hali normalde çok uzun sürmemeliydi. Çünkü bu sürecin uzaması demek fizyolojinizin günbegün iflasa dogru gitmesi demekti. O nedenle bir yerde bu ask ya ölmek zorundaydı ya da dönüşmek. Zira sonsuza kadar sürekli onu düşündüğünüz, yemeden içmeden kesildiğiniz, sakarlastıgınız ve gözünüzün ondan baska bir seyi görmediği bir hayatı hiçbir fizyoloji kaldıramazdı.
Aslına bakılırsa nörobiyolojik olarak ask 2 kısımdan olusuyordu. İlk dönem, yani ilk görüşte aşkı ve tutku dönemini içeren, beyinde fırtınaların estiği dönem. İkinci dönem ise fırtına sonrası daha sakin bir beyinde insanları birbirine baglayan dönem. Askın ilk fazı mükemmel bir fazdı. Beyinde çok önemli etkileri olan dopamin, norepinefrin gibi çeşitli hormonlar bir araya gelerek muhtesem bir etkileşim olusturuyorlardı.
Adamın hayatında en iyi yaptığı seydi beklemek. Adeta beklemek için yaratılmıştı. Söz konusu aşkı oldugunda bu askı tanımlayacak en iyi kelime buydu çünkü. ' Beklemek.'
Derviş o gün anlamıstı. Kısa bir süre gecireceği bu dünya üzerinde bir yolcuydu. Abartmamak lazımdı. O yuzden anlamsız bir sekilde gercekten ihtiyacı olmayan bir sürü esyayı bos yere üzerinde tasımak istemiyordu.