Orhan Pamuk’a karşı ciddi önyargıları olan ve hiçbir kitabını okumayı düşünmeyen biriydim. Ancak bir arkadaşımın hediyesi vesilesiyle bu önyargımı kırıp Kırmızı Saçlı Kadın’ı okudum. Sonuç mu? Önyargılarımda ne kadar haklı olduğumu görmenin verdiği o yavan hayal kırıklığı...
Orhan Pamuk sanki Oidipus mitini ve Firdevsi'nin Şehname'sini okumuş, fazlasıyla etkilenmiş ve "Hadi ben de bunun üzerine bir şey yazayım," demiş ama ortaya orijinal hiçbir şey katmayı başaramamış.
Hikayede ara sıra şaşırtan birkaç kırılma noktası olsa da, geneli itibarıyla son derece tahmin edilebilir, okuyucuya yeni bir perspektif sunmayan, derinlikten uzak bir eser. Üstelik kullanılan dil kesinlikle edebi olmaktan çok uzak. İlber Ortaylı’nın Orhan Pamuk için söylediği "Türkçe bilmiyor" eleştirisinin ne kadar haklı olduğunu bu kitabı okurken bir kez daha anladım; böylesine yavan ve aksayan bir dil olamaz.
Kısacası, önyargıların her zaman kötü olmadığının canlı bir kanıtı bu kitap.