#MatthewBlake
#AnnaO.
Rüyalar en karanlık sırlarımıza giden bir otoyoldur. Hatta muhtemelen en karanlık anılarımıza da.
“Annanın rüyalarıysa herşeyin kilidini açabilir..”
* * * * * * * * *
Merhaba arkadaşlarım 🪽
Matthew Blake'in kaleminden , polisiye ve psikolojik gerilim okurlarını tam kalbinden yakalayan, zekice kurgulanmış ve gerilimi sürekli tırmandıran bir eser olan “ANNA O” ile geldim.. Namı değer uyuyan katil yâda başka bir deyişle uyuyan güzelle .
"Anna O" romanı, modern psikolojik gerilimin tüm kurallarını tersine çeviren, okuru kurgu ile gerçeklik arasında sürekli sorgulamaya iten bir eser..
Başta ana karakterimiz olmak üzere “kapalı kutu” dediğimiz, diğer karakterin de gizemleriyle/ sırlarıyla dolu bir yolculuk..
Benim gibi sıkı bir polisiye okurunun iştahını kabartan, adli psikoloji açısından benzersiz bir vaka ile başlayan eser de:
Dört yıl önce, on altı yaşındaki Anna Ogilvy, en iyi arkadaşları olan yaşlı çifti, kendi evlerinde, bir gece yarısı uykusunda bıçaklayarak öldürür
Anna, bu korkunç cinayeti işlediğinden beri gözlerini hiç açmadı.
O, "Uyuyan Katil" olarak anılan, derin ve ısrarlı bir uyku durumuna (dissosiyatif füg veya uyku felci benzeri bir durum) girmiştir.
Cinayetin üzerinden ise tam dört yıl geçmiştir ..
Buna karşın çözülemeyen dava hâlen daha devam etmektedir..
Dedektifler ve savcılar, Anna'yı mahkemeye çıkarabilmek için onun uyanmasını ve ifade vermesini beklemek zorundadır. ( bu durumda daha çok beklerler dediğinizi duyar gibiyim )
Hikâye, davanın son şansı olarak görülen adli psikolog Dr. Benedict Prince'in sahneye çıkışıyla bambaşka bir anlam kazanır
Özgürlüğün ; insanların kendi istekleriyle yarattıkları durumlara tam karşıdan bakmalarını ve o durumların sonuçlarına katlanmaları gerektiğine inanıyorum..