Zevahir

Zevahir
Sadece birini okudum ama Dört kitapta yeri var; insan ölümlü. İnsan insanın misafirdir.. Sözünde dinlenir,gönlünde demlenir...
Kader ve cüz-î ihtiyârî niçin var?
Yirmi Altıncı Söz Kader Risalesi “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri bizim yanımızda olmasın. Her şeyi Biz belirli bir miktar ile indiririz.” (Hicr Sûresi: 21.) “Biz her şeyi Levh-i Mahfuz’da tek tek yazdık.” (Yâsin Sûresi: 12.) *** Kader ile cüz-î ihtiyârî iki mesele-i mühimmedir. Ona dair Dört Mebhas içinde birkaç sırlarını açmaya çalışacağız. Birinci Mebhas Kader ve cüz-î ihtiyârî, İslâmiyet’in ve imanın nihayet hududunu gösteren, hâlî ve vicdanî bir imanın cüzlerindendir. Yoksa ilmî ve nazarî değillerdir. Yani, mü’min, her şeyi, hatta fiilini, nefsini Cenab-ı Hakk’a vere vere, tâ nihayette teklif ve mes’uliyetten kurtulmamak için cüz-î ihtiyârî önüne çıkıyor; ona “Mes’ul ve mükellefsin” der. Sonra, ondan sudûr eden iyilikler ve kemâlât ile mağrur olmamak için kader karşısına geliyor; der: “Haddini bil, yapan sen değilsin.” Evet, kader, cüz-î ihtiyârî, iman ve İslâmiyet’in nihayet merâtibinde; kader, nefsi gururdan ve cüz-î ihtiyârî, adem-i mes’uliyetten kurtarmak içindir ki, mesâil-i imaniyeye girmişler. Yoksa, mütemerrid nüfûs-u emmârenin işledikleri seyyiatının mes’uliyetinden kendilerini kurtarmak için kadere yapışmak ve onlara in’am olunan mehasinle iftihar etmek, gururlanmak, cüz-î ihtiyârîye istinad etmek, bütün bütün sırr-ı kadere ve hikmet-i cüz-î ihtiyâriyeye zıd bir harekete sebebiyet veren ilmî meseleler değildir. Evet, manen terakkî etmeyen avâm içinde, kaderin cây-ı istimali var; fakat o da maziyat ve mesâibdedir ki, ye’sin ve hüznün ilâcıdır. Yoksa, maasi ve istikbaliyatta değildir ki, sefahete ve atalete sebep olsun. Demek, kader meselesi teklif ve mesuliyetten kurtarmak için değil, belki fahir ve gururdan kurtarmak içindir ki imana girmiş. Cüz-î ihtiyârî, seyyiata merci olmak içindir ki akideye dahil olmuş; yoksa mehasine masdar olarak
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
"Kimin için Allah var, ona herşey var. Ve kimin için yoksa, herşey ona yoktur, hiçtir."
Sayfa 97
1. Çocuklara der: "Cennet var, haylazlığı bırak." Kur'ân dersiyle temkin verir. 2. Gençlere der: "Cehennem var, sarhoşluğu bırak." Aklı başlarına getirir. 3. Zâlime der: "Şiddetli azap var, tokat yiyeceksin." Adalete başını eğdirir. 4. İhtiyarlara der: "Senin elinden çıkmış bütün saadetlerinden çok yüksek ve daimî bir uhrevî saadet ve taze, bâki bir gençlik seni bekliyorlar. Onları kazanmaya çalış." Ağlamasını gülmeye çevirir.
Hem her insanın küçük bir dünyası, belki küçük bir cenneti dahi kendi hanesidir. Eğer iman-ı âhiret o hanenin saadetinde hükmetmezse, o aile efradı, herbiri şefkat ve muhabbet ve alâkadarlığı derecesinde elîm endişeler ve azaplar çeker. O cenneti, cehenneme döner veyahut muvakkat eğlenceler ve sefahetlerle aklını tenvim edip uyutur. Devekuşu gibi avcıyı görür, kaçamıyor, uçamıyor. Başını kuma sokar, tâ görünmesin. Başını gaflete sokar, tâ ölüm ve zevâl ve firak onu görmesin. Divanece, muvakkat iptal-i his nev'inden bir çare bulur. Çünkü, meselâ valide, ruhunu feda ettiği evlâdını daima tehlikelere mâruz gördükçe titrer. Ve pederini ve kardeşini eksik olmayan belâlardan kurtaramayan evlâtlar, daim bir keder, bir korkaklık hisseder. Buna kıyasen, bu dağdağalı, kararsız hayat-ı dünyeviyede, o mes'ut zannedilen aile hayatı çok cihetlerle saadetini kaybeder. Ve kısacık bir hayattaki münasebet ve karâbet dahi, hakiki sadakati ve samimî ihlâsı ve garazsız bir hizmeti ve muhabbeti vermez. Ahlâk o nisbette küçülür, belki sukut eder.
Sayfa 61