Hayatımda okuduğum en saçma kitaplar listeme en tepeden bomba gibi bir giriş yapan kitaptır. 100 küsür sayfa boyunca “sen ne anlatıyorsun be birader?” diye sorup durdum, mamafih bir türlü cevap bulamadım. Şükürsüz bir eziğin zavallı fikirlerini okumaktan gına geldi. Kitabın tek güzel bölümü son söz. Neden Japon edebiyatı -ki buna bence edebiyat da denemez- okumadığımı bir kez daha hatırlattı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kimilerine göre karma, kimilerine göre Allah’ın adaleti, kimleri için de ne ekersen onu biçersin.
İlahi adaletin tecellisini okudum ben bu kitapta. Kitabın ismi biraz depresif, biraz travmatik fakat bundan daha iyisi de olmazmış sanırım.
Kitaptaki her ana karakterin kendi seslerinden hikayelerini dinliyoruz. Bunu kimi zaman karakterlerle milletçe en sevdiğimiz şey olan dedikodu yaparmış gibi, kimi zaman da karakterlerin pişmanlıklarından ötürü nedamet getirip af dilemelerini dinler gibi yapıyoruz.
Hiç öyle içinde 76 tane virgül olup da bitmek bilmeyen süslü püslü cümleler yok kitapta. Anlatılmak istenen meram, kısa ve net cümlelerle, nokta atışı tespitlerle anlatılmış hep. Sadece ilk iki bölümden sonra bir türlü konuya gelemeyecekmişiz, biraz uzadıkça uzuyormuş gibi hissettim ki bir puanı da bundan kırdım. Mektuplarla birlikte fazla uzamadan sıkmadan, insanın boğazını düğüm düğüm ederek, intikamın soğuk ve ekmeksiz yenen bir yemek olduğunu göstererek finale ulaşıyoruz kitapta. Pek bir beğendim ben.
Unutmadan;
Müsemma! Allah senin belanı versin!
Amin.