Ralph sessizce subaya baktı. Eskiden bu kumsallar saran o garip güzellik, hayalinde çanlanıveriyor gibi oldu bir an. Ama simdi kuru bir odun parçasi gibi kavrulmuştu bu ada. Simon ölmüstü... Jack ise... Ralph'in gözlerinden yaslar boşandı; hıçkıra hıçkıra, titreye titreye ağladı. Buraya geleli ilk kez kendini koyuveriyor, ağlıyordu. Duydugu keder, tüm gövdesini ürpertti, sarstı, parçaladı sanki. Ralph'in sesi, adanın tutuşmuş yıkıntısının karsısında, kara dumanın altında yükseldi. Ralph açısı, öteki çocuklara da geçti; onlar da titremeye, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladılar. Ve çocukların arasında Ralph, kirli bedeni, karmakarışık saçları, silinmemiş burnuyla, çocukluk döneminin bitmesine, insan yüreğinin karanlığına ve Domuzcuk denilen o gercek, o akilli arkadaşın havalarda uçup ölmesine ağladı.
"Toplantılar! Amma da bayiliriz toplantılara! Tanrının günü toplantı olsun. Günde iki kez toplantı olsun. Konuşup duralım...
"Bahse girerim ki, simdi denizkabuğunu öttürsem, koşa koşa gelirler hemen. Hepimiz ağırbaşlı haller takınırız. Biri kalkıp der ki, bir jet uçagi yapalım, ya da bir denizaltı, ya da bir TV alıcısı. Toplantı bittikten sonra, beş dakika çalışırlar; sonra gene basip giderler
ya da ava çıkarlar."