Öfkesi geçen Robert Jordan, şimdi her fırtınada olduğu gibi heyecana kapılmıştı. Bir tipi, bir tayfun, aniden bastıran bir boran, bir tropikal fırtına ya da dağlardaki bir yaz sağanağı başka hiç bir şeyin veremeyeceği bir coşku verirdi ona. Bir savaş heyecanı gibi bir şeydi, temiz olması dışında.Savaşta esip duran bir yel vardır, ama kızgın, sıcak bir yeldir bu; dudaklarımız gibi kurumuş ve sıcak; ağır ağır eser, sımsıcak kirli kirli; bir patlak verir, sonra da o gün savaştaki talihimizi de yanına alıp söner gider. Bu rüzgarı çok iyi biliyordu Robert Jordan.