Gerçekleşmemiş istekler mezarlığı gibi içim. Gerçekleşmeden ölen isteklerin mezar taşları var içimde. Ne zaman kendi içimde yürüyüşe çıksam ayaklarım bu mezar taşlarına takılıyor, tökezliyorum. Bunaltıyor bu beni.
Ömer, yüzünü kaybetmiş bir adamla, sahipsiz bir yüz olarak ikiye bölünmüştü ve bu iki parça birbirini tanımıyordu, birbirine yabancıydı. Kimsesi yoktu bu dünyada, artık kendisi de yoktu. Korktu birden. Neden korktuğunu, kurtulmak için ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Tek tanıdığı, tek güvendiği insanı bir daha bulmamak üzere yitirmenin dehşetiydi bu. Yalnız bile değildi artık, yalnız olmak için var olmak gerekirdi. Oysa Ömer artık yoktu.
Nedense, acıların, yıkıntıların arasında aşk daha hızlı gelişiyor. İnsanlar sığınacak bir yer arıyorlar belki. Normal koşullar altında birbirine âşık olmayacak çok insan, o günlerde çılgınlar gibi âşık olup evlendiler.