Küçücük, minnacık bir ayrıntı bile değildi kentte. Yoktu. Varolamamanın acısı, çaresizliği, damla damla öfkeye dönüşmüştü. İlk başlarda bir tek gülümsemenin yokedebileceği kadar güçsüz, köksüz ve yapay olan bu öfke, o tek gülümsemenin olmaması yüzünden gittikçe büyüyüp güçlenmişti.
Karar veremediği, öfkesini kesin bir kararın sınırları içine alıp uysallaştıramadığı için, bu delice kızgınlık kendini durduracak hiçbir engele rastlamadan içine dalbudak salıyordu.